5 Aralık 2011 Pazartesi

Tanık ...


... kalkmak üzereydi metro... bir bayan öte kapıdan girdi, yorgun gibiydi yüzünü görmememe rağmen
yorgunluk hissi uyandırıyordu. En uca doğru hızlı adımlarla geldi ve sarışın, kırkını doldurmuş, topluca
 bir bayanın yanına bir hışımla oturdu.

  Gözleriniz kör ve kulaklarınız sağır dahi olsa orda oturan karmaşanın sıcak-soğuk rüzgarlarını,
girdaplarını ve hortumlarını hissedebilirdiniz. Birkaç saniye dalmışım. Kendime geldiğimde konuşmaya
 başladıklarını farkettim.

  Sarışın bayanın yanına gelen kadının sesi olduğunu hemen farkettim. Zaten bunu anlayamamak ahmaklık olurdu.
 Sesi titriyordu. Belkide dünya üzerinde hiç yaşanmamış duygu melezleri vardı ruhunda. Ama ilk cümlesinden
 anlamıştım, aslında olmadığını. Yada oldurulmadığını.

 "-telefonumu kapatıyorum" dedi titreyerek.. ağlayacağını düşündüm bir an.
sonra olgun bayan emin ifadesiyle "-neden" dedi.
Melez duyguların sesiyle anlatmaya başladı. Aklının arap saçından daha öte bir karmaşıklığa büründüğü
kelimelerinden belliydi. Sorun sadece sevgilisiydi. Yada adına sevgili dediği o canlıdan kaynaklanan sorun.
 Öyle anlatmaya başladıki. Atmosferi sadece o ve sevgilisinin üzerine çekmişti. Dünya buydu. Yağmurlar
oraya yağıyor, depremler orada oluyordu. Ve yine bir artçıydı belkide rast gelen.
"-bana güvenmiyor. nerede olduğumu söylesem yalan söylediğimi düşünüyor. telefonum şarjı bittiğinde bir
kavga patlak veriyor. Demin aradı ve yüzüme kapattı. 3 senedir katlanıyorum. Hep aynı olaylar. Ve biraz
önce bir daha aradı." dedi.
Sarışın bayan hiç istifini bozmadı. "-hem yüzüne kapatıyor hemde birdaha arıyor. bu ne biçim dengesizliktir.
 yüze telefon kapatmak seninle konuşmak istemiyorum demektir."
Yüzü artık tamamen düşmüştü "-bunların hepsi böyledir değil mi ? tüm erkekler böyledir."
Kadın belki bir umut vermek amaçlı veya ondan daha fazla şey gördüğünü ve bir bilge rolünü oynamak için
 "-aslında hep gelen gidenden daha iyi olur." dedi. Kadının kafasına belki bir düğüm daha atıyordu bu
bilgeliğiyle. "-siz evli misiniz ?" diye sordu. "-hayır. boşandım ve bir oğlum var dedi askerde.
" Şaşırmıştı. "-nasıl olur siz kaç yaşındasınız ki ? otuz-otuzbeş gösteriyorsunuz" dedi. "-teşekkürler.
kırkı bitirdim. kırkın üzerindeyim" dedi. Bu konuşma bayanı ne kadar rahatlatmıştı bilinmez fakat üzerinde endişe silinmişti.
Son durak.. Bu koordinatlarda karşılaşmış diyaloğun sonu merdivenlerde sona erdi ..

Minibüslere doğru yürümeye başladım ..
İlk önce lastik kokusunu duyduğumu hatırlıyorum. Döke saça indi arabadan. Çatık kaşlarının altından öfke fışkırıyordu.
"Paramı ver !!" diye bağırdı.. Sonra bir arbede çıktı. Bir ondörtlü çıkardı alacaklı belinden ve altı el ateş seli gördüm..  Beşi doğrudan
adamın göğsüne, sonuncusu minibüse binmeye çalışan bayanın alnına saplandı .. Metrodaki içsel haykırışlarını gördüğüm
bayan olduğunu farkettim.. Ayağımın dibine düşmüştü..

Bu deprem değil duygu melezlerinin kıyametiydi..

Üç gün sonra olayı gayet süslü bir biçimde bir gazeteden okudum ..

Ve üç gün sonrada bu tiraj yapamayan gazetenin muhabirinin altın vuruşla kurtulduğunu...

Hiç yorum yok: