...
kalkmak üzereydi metro... bir bayan öte kapıdan girdi, yorgun gibiydi yüzünü
görmememe rağmen
yorgunluk
hissi uyandırıyordu. En uca doğru hızlı adımlarla geldi ve sarışın, kırkını
doldurmuş, topluca
bir bayanın yanına bir hışımla oturdu.
Gözleriniz kör ve kulaklarınız sağır dahi
olsa orda oturan karmaşanın sıcak-soğuk rüzgarlarını,
girdaplarını
ve hortumlarını hissedebilirdiniz. Birkaç saniye dalmışım. Kendime geldiğimde
konuşmaya
başladıklarını farkettim.
Sarışın bayanın yanına gelen kadının sesi
olduğunu hemen farkettim. Zaten bunu anlayamamak ahmaklık olurdu.
Sesi titriyordu. Belkide dünya üzerinde hiç
yaşanmamış duygu melezleri vardı ruhunda. Ama ilk cümlesinden
anlamıştım, aslında olmadığını. Yada
oldurulmadığını.
"-telefonumu kapatıyorum" dedi
titreyerek.. ağlayacağını düşündüm bir an.
sonra
olgun bayan emin ifadesiyle "-neden" dedi.
Melez
duyguların sesiyle anlatmaya başladı. Aklının arap saçından daha öte bir
karmaşıklığa büründüğü
kelimelerinden
belliydi. Sorun sadece sevgilisiydi. Yada adına sevgili dediği o canlıdan
kaynaklanan sorun.
Öyle anlatmaya başladıki. Atmosferi sadece o
ve sevgilisinin üzerine çekmişti. Dünya buydu. Yağmurlar
oraya
yağıyor, depremler orada oluyordu. Ve yine bir artçıydı belkide rast gelen.
"-bana
güvenmiyor. nerede olduğumu söylesem yalan söylediğimi düşünüyor. telefonum
şarjı bittiğinde bir
kavga
patlak veriyor. Demin aradı ve yüzüme kapattı. 3 senedir katlanıyorum. Hep aynı
olaylar. Ve biraz
önce bir
daha aradı." dedi.
Sarışın
bayan hiç istifini bozmadı. "-hem yüzüne kapatıyor hemde birdaha arıyor.
bu ne biçim dengesizliktir.
yüze telefon kapatmak seninle konuşmak
istemiyorum demektir."
Yüzü
artık tamamen düşmüştü "-bunların hepsi böyledir değil mi ? tüm erkekler
böyledir."
Kadın
belki bir umut vermek amaçlı veya ondan daha fazla şey gördüğünü ve bir bilge
rolünü oynamak için
"-aslında hep gelen gidenden daha iyi
olur." dedi. Kadının kafasına belki bir düğüm daha atıyordu bu
bilgeliğiyle.
"-siz evli misiniz ?" diye sordu. "-hayır. boşandım ve bir oğlum
var dedi askerde.
"
Şaşırmıştı. "-nasıl olur siz kaç yaşındasınız ki ? otuz-otuzbeş
gösteriyorsunuz" dedi. "-teşekkürler.
kırkı
bitirdim. kırkın üzerindeyim" dedi. Bu konuşma bayanı ne kadar
rahatlatmıştı bilinmez fakat üzerinde endişe silinmişti.
Son
durak.. Bu koordinatlarda karşılaşmış diyaloğun sonu merdivenlerde sona erdi ..
Minibüslere
doğru yürümeye başladım ..
İlk önce
lastik kokusunu duyduğumu hatırlıyorum. Döke saça indi arabadan. Çatık
kaşlarının altından öfke fışkırıyordu.
"Paramı
ver !!" diye bağırdı.. Sonra bir arbede çıktı. Bir ondörtlü çıkardı
alacaklı belinden ve altı el ateş seli gördüm..
Beşi doğrudan
adamın
göğsüne, sonuncusu minibüse binmeye çalışan bayanın alnına saplandı ..
Metrodaki içsel haykırışlarını gördüğüm
bayan olduğunu
farkettim.. Ayağımın dibine düşmüştü..
Bu
deprem değil duygu melezlerinin kıyametiydi..
Üç gün
sonra olayı gayet süslü bir biçimde bir gazeteden okudum ..
Ve üç
gün sonrada bu tiraj yapamayan gazetenin muhabirinin altın vuruşla
kurtulduğunu...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder