6 Aralık 2011 Salı

UMUT

AĞLIYORUM SÜREKLİ SEBEBİNİ BİLMEDEN ÜMİT DOLU BEKLEYİŞLE MUCİZENİN TADINI.KARAMSAR DÜŞÜNCELERİ BIRAKIP YENİLİKLER UFKUNA DOĞRU YOLCULUKLAR YAPMAYI. KADERİN ÖRDÜĞÜ BU AĞI BEYAZ BULUTLARLA KAPLAYIP ÜSTÜNE UZANMAYI. GERÇEĞE MEYDAN OKUYUP HAYALİN GÜCÜNÜ TATMAYI...

DALGIN ...

GECENİN BİR VAKTİ BENDE BİR SEHER YELİ, ELİME TUTUŞTURUP ÇEVİRDİĞİM YILLANMIŞ BİR TESBİH. BOYNUMDA ASILI GÜMÜŞ AYNALI ZİNCİR. DALMIŞ GÖZLERİM SEBEPSİZ DÜŞÜNCELERE, ÇIKAR YOL BULAMAYAN BU DENGESİZ HAYATIMDA. ADALETİN TERAZİSİNİ ARADIM, ZAMANI DURDURAMADAN, İŞLERİMİ BİTİREMEDEN, GÜZELLİKLERİ GÖREMEDEN. TESBİHİN DÜŞÜŞÜ KENDİME GETİRDİ BENİ BİRDEN DÜŞÜNCELERİN YASAKLANDIĞI YERDEN. GÜNDÜZ OLANA DEK ÇEKİLDİM UYKUDAKİ GÖREVİMDEN...

ÖLENE DEK....

PENCEREDEN BAKTIM, SAATİ BİLMEM RENGİ BİR BAŞKA GÖKYÜZÜNÜN. ÜŞÜYORUM, GÜNEŞ TEPELERİN ARDINDA HENÜZ BATTI. VE BEN UTANGAÇ AŞIK YİNE DELİLER GİBİ SENİ DÜŞÜNÜYORUM. GÖZLERİN GELDİ AKLIMDAN HİÇ ÇIKMAYAN, O GÖZLER Kİ BAKIP DOKUNSAM AĞLAYACAK, AMA KİMBİLİR DAHA KAÇ UZUN YIL GÖZLERİM SENİN GÖZLERİNE BU AŞKI ANLATAMAYACAK...

SABIR...

HESAPLAŞ BENİMLE GEÇMİŞ ZAMAN, HEPSİNİ SOR NE KALDIYSA UNUTULAN VE SONRA KAPAT ARTIK GECENİN KARA DEFTERİNİ . HİÇ KUŞKUN OLMASIN, BEYAZ GÜN AĞARACAKTIR BİRAZDAN ...

İKİZ ...

YORGUN DÜŞMAN ARKADAŞ OLDUN HEP BANA, KÖTÜYÜ İYİ KILDIN. KANDIRILMIŞ SEVDALARLA BESLEDİN BENİ, DÖNDÜN DURDUN AMA ARTIK BENİ YORDUN. AYNALAR SÖYLEDİ BANA REHBER OLDUM SANA BU DÜNYADA BÜTÜN SUÇLARI, GÜNAHLARI YÜKLENDİM ACILARI ÇEKTİM. EFENDİYE BOYUN EĞDİM YOK OLDUM SENELERCE DOST ELÇİSİNİ BEKLEDİM. GÖREMEDİM İYİ NİYETİ YOK OLASI KÖTÜLÜKLER ...

AŞIKLAR ...

DERTLE DERMAN BULAN TANRI'NIN BU LÜTFUNU SEVGİYLE BİRLEŞTİREN EY GÜZEL, MASALLARIN KAHRAMANINI BEKLER. KARANLIK GECELERİN SAVAŞÇISI AŞK ŞARKISINI SÖYLER. GÖKYÜZÜNDEN GÖRÜLÜR BÜTÜN KALPLERİN ACISI, İLACI BULUNUR SUÇLU-SUÇSUZ KULLARDAN. BİRLEŞİR KANATLARI AŞIKLARIN, ZİNCİRLERİ KIRILIR DEMİR KAPILARIN, AÇILIR GİZLİ SESSİZLİĞE BİR YUDUM MUTLULUK ARTIK ONLARIN KADEHLERİNDE ....

KÖR AŞK

KOLAY OLMAZ BÜYÜK SEVGİLERİN KARŞILIĞI BİR KIVILCIM YETER ÖFKENİN DORUĞUNDA BU AYRILIĞA. DÜĞÜMLENMİŞ HİSLERİMİ ÖRTBAS ETMEZ, SADELİĞİN GÖZYAŞLARI. KARA ZİNDAN ODAKLANMIŞ YÜREĞİME, KİMSE BİLMEZ SELAM VERMEZ İTİRAFLARIMA. GEÇMEYEN GÜNLER OLMUŞ TEK BAŞIMA BİR BEN. BORDO YATAK, ŞARAP VE BARDAK İÇİLECEK BİR YUDUM KALMAMIŞ BU ÖLÜ ZİYAFETİN ARDINDAN...

ÖLÜMLÜ...

KANLA YIKANAN BEDENİMİ BEYAZ RENGİN ŞİFASI ÖRTMÜŞ, EBEDİ RUHUMDA UYUYAN DÜŞLERİM BU TOPRAKTA CESARETİM OLMUŞ, IŞIĞIN GÜCÜNDE KELİMELER ARTIK KİFAYETSİZ KALMIŞ, DÖRT BİR YERDEN GELEN SESLER BİZLERE DUYULMAZ OLMUŞ, KARANLIĞA DOYMUŞ İLLET ARTIK BENİ ARAR OLMUŞ, YERİM BELLİ ARTIK KORKUM TEBESSÜM İLE KARIŞIK VAKTİ BEKLER OLMUŞ...

Ben ...

Kendi romanım olmuş çocukluğumun faturası. Korkularımla yüzleşip gitmişim uzaklara, yalnızlığın huzurunu bulup yeni diyarlar keşfetmeye, gökteki yıldızların parıltısı rehber olmuş bana. Peki ya sonra; yetişkinliğin erdemliği yüzüme vurduğunda, geç kalınmış parçaların yeri doldurulamadığında, ucuz hayat rolüne alışamadan kara kaplı deftere el atmadan, ruhun boşluğunu sevgiyle kapatamadan, gitmiş olduğum uzakların aslında çok yakında olduğunu bilemeden, meğer yaşamla ölüm tarlasındaki sınırları gezmişim ben ...

SANA ...

YİNE GELDİ GÜNÜN SONU DIŞARIDA YAĞAN YAĞMURUN BEREKETİ, DOLUNAYI ÖRTEN KARA BULUTLAR RÜZGARI PERDELEDİ. OYUNUN ROLÜ OLDU BU KALBİMİN KELEPÇESİ, AÇAMADI Kİ HİÇ BİR ANAHTAR BU KİLİDİ. ÖMÜR TÖRPÜSÜ DEĞİL Dİ Kİ BU YÜZÜMDEKİ ÇİZGİLER. PENCEREDEN BAKIP GÖRDÜM SENİ TA Kİ GÜN AĞARINCAYA KADAR ...

CESUR...

BEYLİK ALEMİNDEN ÇIKAN BEYAZ ATLI KILICINI SAVUR ENGELLERE DİZ ÇÖKSÜN HAKSIZ. GECELERİN KRALINI GÖLGELERDEN ÇIKARDIN, GÜMÜŞ EYERİN KILICIN PARLASIN. YEDİVEREN ÇİÇEKLERİ DÖKÜLSÜN ÜZERİNE. TEPELERİN ARDINDAKİ YİĞİTLERİN MEZARINA BİR DUA BIRAKTIN ...

Özgürlüğüm...

Egemenliğin adımını hakimiyetin kitabını gerçeklere ada. Korkuların kimliğini ,kelimelerin gizliliğini kapıların ardından kaldır. Güneşin doğuşu artık yakın, sözlerim hep esir olur sana ,gözlerimse bekçi. Yolun sonunda bekler bizi kimseye benzemez bir dilenci, elini açar dileğini söyler ve basıp gider, dört yapraklı yoncayı bu dünyaya salar ...

YANILGIM...

İÇİMDEKİ FIRTINAYI ÖFKEYE DÖNÜŞTÜREN SENSİZLİĞİN SİLAHINI ÇÖLLERDE KAVURAN GÜNEŞİN KIZGINLIĞI ALTIN KUMDA YAKAR BENİ, İNANCIMI DEĞİŞTİRMEM RÜZGARIN HAFİFLİĞİ ESSE BİLE , DUYGULARIN DOKUNULMAZ SİSLERİN İÇİNDEN GEÇSE BİLE, MAHŞERİN DÖRT ATLISI HIZLARIYLA GELSE BİLE, YÜZÜM DÖNÜK AHİRETE. SORULARIN CEVAPLARI ANAHTARIYLA GELSE BİLE, AÇILAMAZ KALBİMİN KİLİDİ ARTIK ÇÜNKÜ HEPSİ DERİNLİKTE ...

SORGU...


NE ÇABUK BİTTİ BU BÜYÜK SEVGİLER TÜKENDİ AŞIK NEFESLER VE KAYBEDİLEN DEĞERLER,HESABINI SORDUM YILLARA CEVAP VEREMEZ OLDU BANA BU HASAT ZAMANINDA, O HALA İŞ BAŞINDA ORAKÇI BABA TARLASINI SÜRMEKTE YIKILAN KULELERİ BİR KALEMDE SİLMEKTE...

5 Aralık 2011 Pazartesi

Ben kimim ?


Sadece ne olduğunu bilmek isitiyorumBu belirsizlikl yaratan kafamı bunaltan şey ne?Zaman öyle hızlı akıp gidiyor ki ...Bugüne geldiğimi fark etmeden gün geçiveriyor ee haliyle dün ne yaptığımı bile bilemiyorum.Birşeyler var beni geçmişden kaçmaya alıştıran.Geçmişi unutmak alışkanlık oluvermiş..Neden acaba sorunca kendime onu bile hatırlamıyorum.Birşeyler var geçmişe ait bazen dolu dolu yaşadığımı söylediğim her anımın güzel  geçtiği bana çok şey kazandırdığını söylediğim yıllar.Bazense  geçmişi yaşanması gereksiz boş yırtıp atılmaya mahkum kağıt parçaları gibi görüyorum.Geçmişimi tam olarak kestiremiyorum.Çok farklı iiki boyut görüyorum  bakıyorumda bunları yaşan benmiyim?2 kişi var içimde o halde biri o boş,gereksiz,ızdıraplı acı veren günleri yaşayan diğeri ise mutlu,güler yüzlü... 2 kişi mi var içimde yoksa tek kişi ve o kişinin elinde bir maske mi ?
                       Gece ve gündüz gibi anımsıyorum geçmişi.Sabah olduğu zaman tek değilim sanki.Hayata atılıyorsun..Karıştığın insanlarda kendini unutuyorsun sürekli düzenin bozulmaması için yapman gereken şeyleri yapıp duruyorsun.Kimse kimsenin pek umrunda değil.Robotlaşmış bir mekanizma sergiliyorlar.İşte ben bu gündüzlerde hep güldüğümü anımsıyorum.İnsanların beni hep mutlu,hep şanslı olarak gördüğünü görüyorum evet böyle hatırlıyorum.Biraz daha hatırlamaya çalıştıkca çogunun bana imrendiğinide anımsıyorum.Hah şöyle bir gülesim geldi şimdi.İşte bu kadar görebiliyor insanlar.Hiçbirimizin birbirinden farkı yok aslında.Dünyanın en cani en vahşi adamı bile üzülürken hiç birşeyi umursamayacak kişi ben mi kaldım ?Belki diğerlerinden çok farklıdır değerlerim,belki diğerlerinden çok farklıydı isteklerim..İnsanların mutlu insanlar göremeye ihtiyacı vardı insanların mutlu insanlar görüp örnek almaya ihtiyacı vardı belkide bu yüzden ben gündüzleri maske takıyordum  yada içimdeki diğer kişi oluveriyordum
                        Gelgelelim gecelere.Karanlığını yüzüme tokat gibi vurup beni ağlatan o gecelere.Büyümemi sağlamıştı onlar öyle mi?Bu durumda acılar  mı bizi büyüten.Bu dünyada ters giden birşeyler var düzensiz bir düzene ayak uydurmak zorundamıyım ben.Ben dünü mü hatırlamadım üzülmemek için ben dünümü anmadım üzülmemek için..Şimdi uzun süre süregelen bu alışkanlıkla geçmişimin gece gündüzünü karıştırdım.Kendimi karıştırdım ne olduğumu unuttum.Şaşkın şaşkın bakıveriyorum artık etrafıma ne olduğunun farkında değil gibi.Belkide böyle olmasını istediğimden kim bilir.Küstüm şimdi  geceye küsen güneş gibi,kızdım şimdi asi akan bir nehir gibi.Şimdi sorsan bana mutlumusun diye?''evet neden mutlu olmayayım ki'' cevabını veririm sana.Ya işte böyle çözülmeyecek bir düğüm değil sanki.Birşeylere ihtiyacım var doğduğumdan beri bende eksik olan ve doğuramadığım birşeyler var elbet birgün onu bulucam.

İçimde 2 kişi mi var yoksa maskemi takıyorum diye düşünmemin sebebi var elbette.Eğer bir maskem varsa nasıl tanıyacağım kendimi.Demek istediğim şu ki gece mi gündüzdemi maske var suratımda yani ben aslında hangisiyim.O ağlayan nar benmiyim?Yoksa o üzüntilerini maskenin ardına saklayan mı?İşte asıl sorum burda.Ben acaba gülerken o maskeyi takan olamazmıyım.Bu çok iğrenç.Ve kabullenmesi zor bir durum.Bu yüzden diyorum ki içimde 2 kişi mi var . Ve inan buna daha çok sevinirim...

Pişmanlık...


Oyun oynardım bez bebeklerimle,
En son baktığımda,
Korkardım bir gün yalnız bırakacaklar diye,
Sonra büyüdüm sandım,
Terk ettim onları korktum beklide,
Önce bırakacaklar diye,
Nasıl olsa onlarda benim,
Tıpkı,
Kuklalar gibi,
Zaten benim onlar tıpkı korkularım gibi,
İşte böyle başladı ayrılıklarım,
Çok oldu reesimlerine bakmayalı,
Gölgesi vururdu eskiden,
Kurumuş bir yaprak şimdi

Şakacık aşklar hayal ettim ,
Hatta rastladım bir kaçına,
Gördüm ve kaçtım onlardan,
Kaçarken kendim bile kaybettim

Güven...


arkadaşın doğum gününde başlamıştır hayat
ama ogün farklıdır yaldızlı bir gündür
herşey bi soruyla başlamıştır (ankaralımısın)
bebek kadar saftır suçsuz meraklı bakışları
anlam arar olursun  bian
sonra oan gelir zaman durursanki
ya sonsuza kadar susmalısın yada konuşmalı
bi itirafta bulunursun oda karşılık verir
ortamda herkez sarhoştur bi o vesen içmemiştir
korkuyorum der gelir yanına sana sığınır
tıpkı savunmasız bebek gibidir şirin masum
eli eline değer oan gözüne baktığında içindebir volkan patlar
hiç bitmesini istemediğin gün biter
sonkez bakarsın (görüşürüz) der gideryine masumca
sonra hayata gözlerini açarsın onla
çünkü çıkmaya başlamıştırsın
biraz geçer üstünden bi olay olur (yalan) söylersin biter
 oan anlarsın onun değerini ve tekrar başlarsın (11.nisan 6:45)
gülüm dersin miniğim dersin
evet kendi miniktir belki
ama okadar büyük yüreği vardırki
sanki güneş gibidir aşkıyla ısıtır seni
ama o güneş batar üşürsün her gece
sen onla bir günü düşünürken
o her kavga edişinde başkasına sığınırmış
(gelir son ayrılık biter herşey)
belki kahrolursun ama olsun yinede sevicem senidersin
(kib)der ve gider
sonra küçük bi ümitle gidersin okuluna
o senin geçmişini sorun yaparken
kendi kaçkişiyle birlikte olmuş
ve şimdi büyük biriyle çıkmak için senden ayrılmıştır
o haberleri alınca kalkamazsın yerinden
nefes alamazsın hayatın yıkılır
bakışı sevişi gülüşü şirinliği melekliği
her şeyi yalandır
keşke drsin  keşke bunları öğrenmeseydim
keşke hep melek kalsaydın aklımda
ama gerçekler acıdır ve acını içine gömer yolunu alırsın
sen onla birgünü düşünürken o başka kollarda
şimdi nasıl bi başkası tutar elini
kim öper o titreyerek öptüğün dudaklarını
kim teselli eder ağlarken seni
bu sorularla yersin kendini ama o rahattır
sen hayallerde seversin koklarsın o başkasıyla
sen onla konuştuğun cama bakar izlersin onu
o başkasını izler bakar
sen asla başkasını düşünmezken
o başkabi sevgiliye geçer
böyle devam eder gider !!!!!!
GÜLE GÜLE zalimim yolun açıkolsun arkana bakmadan git günahların afflsun ...

HAYAT...


                                                       
         Varoluştur,yaşamaktır,hüzündür,ölümdür,acımasızdır,mutluluktur…Yoktuk şimdi varız ve yok olacağız…geçmişimiz geleceğimize karışacak.

         O kadar karmaşıkki bu evren o kadar inanılmaz ki...belki sınanmak için,belki yaşamı tatmak için,belki de değerleri öğrenmek için geldik dünyaya.o kadar acımasız ki herşey kendi ayakların üzerinde durmak o kadar zor ki zamanla…

         Tanrı bizleri seviyor,bize belki en kutsal şeyi armağan etti nefes almak,hissetmek,her şeyin tadına varmak.

Ya adam gibi yaşıcaksın ya da dünyaya alışamadığın gibi toprağa karışıp gideceksin….adam gibi yaşamak??? Bağlanmayacaksın hiçbirşeye.olmayacak hiçbirşeyin kaybetmekten korkmayacaksın. Mesela gökkuşağı senin olacak. ille de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın ya da cennete…Sahiplenmeden, kimseye ait olmadan yaşayacaksın.Bir an avuclarından kayıp gidecekmiş gibi hemde sana ait kalacakmış gibi hayat.
Yalnız kalmak???tadına varacaksın,kimseye ihtiyacın olmayacak.kendin için yaşayacaksın,böyle olması gerektiği gibi…Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.

                   Hayat küçük bir oyun aslında.bu şartlar olanları belli ediyor az çok olsada.dürüst olacaksın hep herşey yalan olsada…


‘’Doğruluk sonsuzluğun güneşidir.’’
Wendell Phillips


‘’Doğadaki sayısız güzellikler hayatın bilinmeyen derinliklerindeki estetik zenginliğin belgeleridir.’’

Max SCHELER

Saatin Gizi...


Akrep ile Yelkovan: Her ikisi de Yunan mitolojisinden gelmektedir. Akrep Teselya kralı Ceyx ve yelkovan ise karısı Alcyone'dur. Birbirlerini çok sevdikleri için Ceyx'in ölümüne dayanamayan Alcyone intihar eder. Ancak her ikisi de Tanrı tarafından şekil değişikliğine uğratılmıştır. Alcyone, Alcyon'a yani Yalıçapkını kuşuna ve Ceyx de Morrus Bassanus'a yani Kuzey Sümsükkuşu'na çevrilmiştir. Biz de birbirinden hiç ayrılmayan bu karı kocayı saatlerimizin baştacı etmişiz ve her saat başında buluşmalarını heyecanla bekliyor ve kısa da olsa buluşmalarının sevincine ortak oluyoruz.

İnsanoğlu...



Kıçları tabana yapışmış, beynileri havada asılı kalmış onlarca sömürücü yaratık. Her birinin aklı, algılarıyla sentezlenmiş ve yüzü yüze dönük bir ağza uzanmış. Kimin aklından geçebilir ki şu havada uçuşan toz tanesinin katettiği yolu ve nerelerden geçip gittiğini. Kimse şu saatte buna anlam yükleyecek kadar ayık yada baygın değil. Bu hadde getiren zaten bu nitelikler değil .!

Onbinlerce kilometre katettim ve Güney Afrika'nın en güneyindeki kanserli bir çocuğun haberdarsızlığını gördüm. Üstü başı toz toprak içinde idi. Ve kanserden ölmeden açlıktan ölecekti. Örsü üzengiye sokacak kadar bağırdım. Ve kendimi kıçları tabana yapışmış, beyinleride hemen onların yanına yapışmış onlarca sürünücü yaratık içinde buldum.

Bu algının bu düşünsel ihtimali ; Güney Afrika'nın en güneyindeki bu kanserli çocuğun tanrı olma ihtimaliyle eşdeğerdi.

Hiç görmediğim renkler görüyorum artık. Serzenişler duyuyorum. Kafatasları tanrının yazılımındaki fiziksel bir hata sonucu doğmuş. Oraya sıkışıp kalmaktan ya çürüyüp gidiyor ya da insanın orasından burasından çıkıyor.

Kafatasını saydamlaştırmanın formülü :
Hayatında değer yüklediğin en devasa dan en gereksize kadar tüm değerlerini çöpe atmak olduğu silsilesi ortaya çıkıyor.

Bu formulün advers etkileri;
Dünyadaki en büyük korku dozunun elli katının karesi bile bu kıvrandırıcı advers etkilerini gösteremez.

                                                                                                                                    

Tanık ...


... kalkmak üzereydi metro... bir bayan öte kapıdan girdi, yorgun gibiydi yüzünü görmememe rağmen
yorgunluk hissi uyandırıyordu. En uca doğru hızlı adımlarla geldi ve sarışın, kırkını doldurmuş, topluca
 bir bayanın yanına bir hışımla oturdu.

  Gözleriniz kör ve kulaklarınız sağır dahi olsa orda oturan karmaşanın sıcak-soğuk rüzgarlarını,
girdaplarını ve hortumlarını hissedebilirdiniz. Birkaç saniye dalmışım. Kendime geldiğimde konuşmaya
 başladıklarını farkettim.

  Sarışın bayanın yanına gelen kadının sesi olduğunu hemen farkettim. Zaten bunu anlayamamak ahmaklık olurdu.
 Sesi titriyordu. Belkide dünya üzerinde hiç yaşanmamış duygu melezleri vardı ruhunda. Ama ilk cümlesinden
 anlamıştım, aslında olmadığını. Yada oldurulmadığını.

 "-telefonumu kapatıyorum" dedi titreyerek.. ağlayacağını düşündüm bir an.
sonra olgun bayan emin ifadesiyle "-neden" dedi.
Melez duyguların sesiyle anlatmaya başladı. Aklının arap saçından daha öte bir karmaşıklığa büründüğü
kelimelerinden belliydi. Sorun sadece sevgilisiydi. Yada adına sevgili dediği o canlıdan kaynaklanan sorun.
 Öyle anlatmaya başladıki. Atmosferi sadece o ve sevgilisinin üzerine çekmişti. Dünya buydu. Yağmurlar
oraya yağıyor, depremler orada oluyordu. Ve yine bir artçıydı belkide rast gelen.
"-bana güvenmiyor. nerede olduğumu söylesem yalan söylediğimi düşünüyor. telefonum şarjı bittiğinde bir
kavga patlak veriyor. Demin aradı ve yüzüme kapattı. 3 senedir katlanıyorum. Hep aynı olaylar. Ve biraz
önce bir daha aradı." dedi.
Sarışın bayan hiç istifini bozmadı. "-hem yüzüne kapatıyor hemde birdaha arıyor. bu ne biçim dengesizliktir.
 yüze telefon kapatmak seninle konuşmak istemiyorum demektir."
Yüzü artık tamamen düşmüştü "-bunların hepsi böyledir değil mi ? tüm erkekler böyledir."
Kadın belki bir umut vermek amaçlı veya ondan daha fazla şey gördüğünü ve bir bilge rolünü oynamak için
 "-aslında hep gelen gidenden daha iyi olur." dedi. Kadının kafasına belki bir düğüm daha atıyordu bu
bilgeliğiyle. "-siz evli misiniz ?" diye sordu. "-hayır. boşandım ve bir oğlum var dedi askerde.
" Şaşırmıştı. "-nasıl olur siz kaç yaşındasınız ki ? otuz-otuzbeş gösteriyorsunuz" dedi. "-teşekkürler.
kırkı bitirdim. kırkın üzerindeyim" dedi. Bu konuşma bayanı ne kadar rahatlatmıştı bilinmez fakat üzerinde endişe silinmişti.
Son durak.. Bu koordinatlarda karşılaşmış diyaloğun sonu merdivenlerde sona erdi ..

Minibüslere doğru yürümeye başladım ..
İlk önce lastik kokusunu duyduğumu hatırlıyorum. Döke saça indi arabadan. Çatık kaşlarının altından öfke fışkırıyordu.
"Paramı ver !!" diye bağırdı.. Sonra bir arbede çıktı. Bir ondörtlü çıkardı alacaklı belinden ve altı el ateş seli gördüm..  Beşi doğrudan
adamın göğsüne, sonuncusu minibüse binmeye çalışan bayanın alnına saplandı .. Metrodaki içsel haykırışlarını gördüğüm
bayan olduğunu farkettim.. Ayağımın dibine düşmüştü..

Bu deprem değil duygu melezlerinin kıyametiydi..

Üç gün sonra olayı gayet süslü bir biçimde bir gazeteden okudum ..

Ve üç gün sonrada bu tiraj yapamayan gazetenin muhabirinin altın vuruşla kurtulduğunu...

Aşk-Aldatma-Aldanış


Aşk ; Bıçak yarası gibi bir girdiğinde anlarsın etine bir de çıktığında
girdiğinde de çıktığında da gururundan diyemezsin . Yara hep kalır . yalandır sözlerin hep soranlara . O kadar bencilsindir ki acının sadece kendinde kalmasını istersin
Lakin saklasanda kağıtlara yazıp okusanda çıkıp caddelere bağırsanda
O hep sende kalır
Aldatmak kişinin yaradılışından gelse de çoğunlukla dışsal faktörlerin bir baskısıdır. Ki konunun kültür seviyesiyle ilgili olduğunu pek düşünmüyorum.
Lakin kültür insanların doğumuyla başlayan bir oluşumdur; çevresi, değerleri norm ve statüleri.
Şayet kişisel menfaatlerin var olduğu bir dünyada kişi kendisi için iyi ve güzel olduğuna inandığı bir konuyu tercih ettiyse ,  bu kişiyle konu arasında bir düzlem oluşturur ki bu düzlem kişi için önemli değildir önemli olan amaçtır

genelde aldatılan gibi düşünmeyin biraz da aldatan gibi düşünmeye çalışalım .

Sebebi Kendim




Bu gün seni ilk gördüğüm an o mucizevi dürtüyle
bu dünyadan kovuldum,
karamsarım bu gece...imkansızlık içinde
Ne kadar süre baktım sana bilmiyorum
Son kez kafa tutacağım kendime,cesaret edip
Son kez ruhumu adıycam sana belki de...
Bütün hırsımı bu şiirden çıkartacağım
Ben kanadıkça içim kırmızı,
İnadına rengarenk olacağım acıyı bozmak için...
Ya tümüyle senin olmalıyım yada hiç olmamalı paronayasındayım...
Avuçlarımı sımsıkı kapattım, seni izliyorum
Yine de su gibi akıp gidiyorsun, tutamıyorum seni kendi dünyandan
Başarı dolu yaşamında kayboluşun
Sana attığım her adımda uzaklaşmandan,
Canım yandı sensiz tek başıma
 Gözyaşlarımı engelleyemez oldum
İçimdeki notayı, dinlediğim hiç bir sanatçı tam basamadı senden baska
Ruhum detone oldu ama şarkılar bizim için söylendi
Upuzun bir yolun tam ortasındaydım
Yerimde saydım sadece seni bekleyerek
Dünyayı insanları sevemedim
Sen gel al beni kurtar dedim burdan sebebi kendime rağmen
İşte bu sana aşk sevgi olmalı tutku arzu dolu
İçinde her güzel şeyi barındıran
Sadece senin olmak için herşeyden vazgeçmek için vardım
Dua edip avundum sebebim hep sen oldun
Devamını bekleyerek durdum

…………

FUNDA
  

Hayali Sevgiliye ....


Uzaklık zordur sevmek için ama seni görünce tanımadan sevmeyi öğrendim işte bu benim kralım dedim bir aşka değermi dediler ne kadar dirensemde yüreğimin sesini dinle dedim senin için herşeyden vazgeçmeyi öğrendim bu yaşıma ve sabırsız yapıma beklemeyi öğrettin içimdeki savaşçıyı yendin bütün ilklerimi senle yaşamalıydım benim için artık her şeye değerdin ama dedim o da belki bir çok kişiyi sevdi beni nasıl ayrıcalıklı tutar dene dene dedim dünyayı bir yana seni bir yana koydum seni her şeyin üstünde tuttum sadece sen vardın artık
Seninle sevgiyi aşkı tutkuyu özlemi yaşamı dünyayı ve paylaşmayı öğrendim
Benim sana sevdam çocuk gibi oldu
Emek istedi, şefkat istedi, ilgi istedi en önemlisi dayanmak için senden yürek istedi seni kıskandı sahiplendi huysuzca etrafındaki yoğun gösterişli sevgilerden sıyrılmanı  ve bana bakmanı istedi çünkü benim sana sevgim hayranlığım yeterdi beni istemeseydin bile bu kalp seni tek başınada bekleyip severdi
Evet çok seviyorum seni ve haykırıyorum içim içime sığmıyor
Evet sevdanı taşıyorum ve üzerinde imzan var
Sana inanıp güvenip sevgimi aktardım ama bu yoğunluğu artık sensiz yaşayamazdım
Aslında benım için sevmek zordur insanı
Ama biliyorum inanıyorsun bana
Biliyorum sevgimi görüyorsun artık tek vucut oldum senle
Hiçbir zaman olmamış dünyamsın sen benim
Sığındığım limanım korunduğum yüreksin sen benim
Artık yaşama inancım ve amacımda sensin benim
Senle başlayan ve bitecek olan bu dünyadaki sonsuz yolculuğum …

Rock Tarihi ...

ROCK MÜZIK TARIHINE KISA BIR BAKIS  Rock müzik, bünyesinde bir çok müzik türünü barindiran bir tür olarak rock and roll' dan, and roll'un çikarilmasiyla 1960 larin basinda olustu. Rock müzigi olusturan bu müzikal alt türler de, kendi içlerinde alt türlere ayrilmislardir. Bu sebepten dolayi rock müzigin tarihini anlatirken, baslangiç noktasi olarak rock'n roll dan yola çikarsak büyük bir hata yapmis oluruz. Çünkü; rock müzigini de içine alan pop müzik türleri bir çok müzikal alt türlerin sentezinden meydana gelmistir. Peki müzik türleri arasindaki ilk etkilesim ne zaman, nerede ve nasil gerçeklesmistir? Bu sorunun yanitini 1730’ larda Amerika'daki, sonradan takilan ismi ile 'Büyük Uyanis' ta bulmak mümkündür. "Büyük uyanislar, Amerikan müzigini de derinden etkileyen dinsel bir uyanisin birbiri sira ortaya çikan iki dalgasiydi."(1) Birincisi Dr. Isaac Watts adindaki bir Ingiliz'e ait "Hymms and Spirituali"nin (1701) Londra'da yayinlanmasiyla dogan ve 1739 Boston baskisinin yapilmasiyla Amerika'nin bütün kentlerinde etkisi hissedilen yeni bir müzik anlayisinin güneyin folk müziklerini etkilemesi sonucunda meydana gelmistir. Ikinci uyanis ise 1780-1830 yillari arasinda yapilan kamp toplantilarinda ortaya çikan bir akimdir. Hiristiyanlastirilmis siyahlar ayinlerini yaparlarken Afrika dinsel törenlerinde görülen dairevi dans, çiglik atma, ritim tutma gibi ögeler dualara karisir. Böylece siyahlar beyazlardan aldiklari spirituallerin içine atalarindan miras kalan ritim ve coskuyu katarak ortaya yeni bir tür müzik çikarmislardir. Bu ayni zamanda dini müzikte siyah-beyaz ayrimini da dogurmustur. Beyazlarin spiritualleri olduklari yerde sayarken, siyahlarin yaptiklari bütün ülkeye yayilmakla kalmayip, ülke disina da çikmistir. Pek çok Amerikan müzigi gibi Gospel de iç savastan sonra güneyde spirituallerin devami niteliginde ayri bir tür olarak kendini gösterir. Spirituallere oldugu gibi gospellere de sadece siyahlara özgü diyemeyiz; ama pek çok siyah kiliselerinde ve siyah gurplarca icra edilmistir. 19. yüzyilin sonunda kurulan Pentacostalis ve Hoolines kiliselerinde, Afrika müzigindeki el çirpma ve ayaklari yere vurma yoluyla yapilan müzik, gospel türünün ilk örneklerini olusturur. Gospel tarzinda spirituallerden farkli olarak bu dünya ile ilgili vaatler daha baskindir; öbür dünya ise daha neseli bir dille anlatilir. Amerika’da, dini içerikli müzigin yani sira halkin agizdan aktarim yöntemi ile günümüze kadar uzanip gelen bir folk müzik kültürü vardir. En eski folk sarkilari ya solo olarak ya da bir topluluk ile söylenmistir. Bu folk sarkilarina eslik etmek üzere keman, banjo ve gitarin girmesi ile ilk pop müzik türlerinin temelleri atilmis olur. Amerika'nin ilk pop müzik yildizi Jimmie Rodgers'dir. Rodgers, country ve boogie-blues harmanlamasi yaparak; hillbilly, folk ve blues'dan aldigi sözleri birlestirerek country müzigin baslica dayanagi halini almistir. "Rodgers, blues'u ödünç alan degil de hirsizligini yapan ilk beyaz adam ve böylece country müzigin dominant modu haline gelenlerin sentezini yapan sanatçi olarak düsünülebilir."(2) Bu yillarda güney eyaletlerine yapilan ilk tasra gezileri sonucunda Paramounts Records, blues müzigin babasi olarak anilan Blind Lemon Jefferson'a ilk plagini yapar. Bu tarihten sonra, Jefferson, kendinden sonraki bütün blues ve rock müzisyenlerini etkileyecek kalitedeki parçalara imza atmistir. Rock'n Roll; ragtime, blues, boogie, country, gospel gibi müzikal alt türlerin harmanlanmasi sonucu olusmustur. Bu alt türlerden rock'a geçisteki son yapi tasi R&B'dur(Rhtyhm and Blues).Bu geçis esnasindaki en önemli kisilerden biri Robert Johnson'dir. (1911-1938) Esasinda delta blues müzisyenleri içerisinde Charlie Patton ya da Skip James gibi ondan çok daha önemli isimler olmasina ragmen Johnson'un önemi; kisiligi ve yaptigi müzikle erken bir rocker olmasindan kaynaklanmaktadir. Bluesdan rock'a geçisteki bir diger önemli olay ise elektirikli gitarin blues'da kullanilmaya baslamasidir. Elektirikli gitari ilk kullanan blues müzisyeni T. Bone Walker'dir. Kendine has teknigiyle, kendinden sonraki B.B. King, Freddy King, Buddy Guy gibi gitar sihirbazlarini etkilemeyi basaran Walker'da rock'a geçiste çok önemli bir rol üstlenmistir. 1943-51 yillari arasinda güneyden kuzeye yapilan göçler esnasinda piyanoyla nefeslilerle tanisan delta blues icracilari rock'n roll'a geçisteki son müzik türü olan R&B'u olustururlar. Bu müzik türü, genel olarak bütün siyah müzik sitillerinin karisimindan, blues armonik yapisi ve formülü olusmustur. Baslangiçta sadece siyahlarin radyo istasyonlarinda ve sokaklarda yasayan R&B, orta sinif beyaz gençlerin bu müzigi aliskanlik haline getirmesiyle birlikte popüler hale gelir. Gün geçtikçe artan talepler, yayinlanan R&B plaklarinin sayisinin artmasina ve 25 Mayis 1949'da Billboard müzik dergisi listelerinde R&B adinda yeni bir baslik açilmasina yol açar. 1953 yilinda Chords grubunun Sh-boom adli parçalari R&B listelerine sigmayarak, popüler müzik listelerine geçer ve "1" numaraya kadar yükselir. 1954-55 yillarinda ayni müzigi beyazlar icra edince bunun adini Rock'n Roll koyarlar. "Ünlü rock'n roll piyanisti Fats Domino 'biz rock'n roll'a 15 yil öncesine kadar New Orleans'da R&B derdik"(3) demistir. Rock'n roll, gençler arasinda o kadar ragbet görür ki, hem endüstriye karsi en radikal çikislarin kaynagi, hem de müzik endüstrisinin en yagli geçim kaynagi konumuna gelir. Rock'n roll'un R&B'den farklilasip kendine özgü bir müzik türü halini almasini saglayan en önemli kisiler Elvis Presley ve Chuck Berry'dir. Rock'n roll'un büyük krali Evis Presley R&B'yle, country ve hillbilly müziklerini çok iyi kaynastirmistir. Chuck Berry ise kendinden önceki gitarcilarin tekniklerini sentezleyerek rock'n roll'un ilk gitar kahramani olmustur. Zaten ikisinin de asil söhretleri bu birlestirici güçlerinden ve kendilerinden sonraki bütün rock müzisyenlerini etkilemelerinden gelmistir. Fakat endüstri rock'n roll'u çok çabuk yutmustur. Arastirmacilarin çogu 1950'lerin sonunun rock'n rollmüziginin de sonu oldugu konusunda görüs birligine varmislardir. 1950'lerin sonunda en ünlü rock'n roll müzisyenlerinden olan Elvis Presley askerde, Buddy Holly ölmüs, Chuck Berry ise hapistedir. 1959-63 yillari arasinda rock müziginde bir bosluk yasanmis olarak düsünülebilir. Fakat, iste tam bu yillarda sonradan "60 gençliginin lideri" ünvanini alan bir müzisyen, Bob Dylan ortaya çikar. Dylan'in ilk üç albümündeki müzikler ne folk müzigi ne de rock'n roll müzigi içerisinde tanimlanmistir. Dylan, sarkilarinda siyah düsmanliginin inatla sürmesinden, savasin anlamsizligindan, sevginin öneminden, dünyanin güzelliklerinin hizla yitip gitmesinden bahsetmistir. Amerika'da gerçeklesen bu müzikal gelisimler bütün dünya gençligini, ama en çok Ingiliz gençligini etkilemistir. Çocukluklarindan beri rock'n roll müzigiyle büyüyen Ingiliz gençleri arasindan birçok müzisyen çikmis; bunlar Beatles, Rolling Stones, Animals gibi ilk rock topluluklarini kurmuslardir. Bu gruplar, ilk zamanlarda Amerikan müziginin alt türlerinden etkilenmisler, fakat kisa bir süre sonra kendilerine özgü yapilari ortaya koyarak gerçek anlamda rock müzigi yapmislardir. Bu gruplardan ilk piyasaya çikani Beatles, kurulusundan bir iki sene sonra, ilk albümlerindeki blues, boogie, gospel sarki ailelerinin parçalarini kopya etmekten ve rock'n roll'a yakin parçalar yapmaktan yavas yavas vazgeçmeye baslamistir. En son olarak rock'n roll sarkilarini kullanmayi 1965 yilindaki Help albümünde yer verdikleri Larry Williams'a ait "Dizzy Miss Lizzy" parçasinin uyarlamasiyla sona erdirmislerdir. Aralik 1965'de "Rubber Soul" albümünü yayinladiklarinda tamamen özgün yapiya geçis böylece tamamlanmis olur. Iste bu gelismelerin ardindan rock'in engellenemez yükselisi de baslamis olur. Eric Clapton'in içinde bulundugu gruplar, özellikle Cream çok büyük basarilara imza atar. Beatles çilginligi durulur gibi olurken sahneye Eric Clapton adiyla dünyanin en iyi gitar virtüözlerinden biri çikar. Artik devir Ingiltere duvarlarinin "Clapton is God"(Clapton tanridir) yazilariyla dolmasinin devridir. 1960'larin sonu, dünyada gençlik hareketleri olarak nitelendirebilecegimiz bir baskaldirinin en üst düzeye eristigi yillardir. Gitgide büyüyen nükleer savas tehdidi, Amerika'nin Vietnam'i acimasizca savasa sürüklemesi, birçok Vietnamli'nin ve Amerikali'nin bu savasta ölmesi çarklari harekete geçirmis, çiçek gücü hareketi böyle bir ortamda ortaya çikmistir. Artik rock müzigin konusu agirlikli olarak dünya sorunlari ve çözüm yollarini da içermektedir. Ünlü "savasma sevis" slogani bu hareketin bir ürünüdür. Çiçek gücünüolusturanlarin çogunlugu orta sinif beyaz gençlerdir. Bu insanlar "hippi" olarak adlandirilmislardir. Genel olarak o devirlerde bu hareket neredeyse bütün rock gruplarindan destek almistir. Bu yillarda dogu dinlerine olan ilgi de artmis, hatta Beatles elemanlari Hindistan'a taninmis Hindu hocaMaharishi Yogi'yi ziyarete gitmislerdir.Rock'taki bu dogu modasiyla birlikte müzisyenlerin vedinleyicilerin uyusturucuya olan ilgileri de bir anda artmis veözellikle LSD,henüz yasaklanmadigindan asprin kadar çok kullanilir hale gelmistir.fakat çok kisa bir süre içinde çiçek çocuk olmak da bir "moda" haline getirilir vehareket neredeyse hiç bir sonuca ulasamadan son bulur.üstelik hippilerin bazilari zaman geçtikçe kaba tabiriyle tam bir düzen adami,düzenin savunucusu olurlar. Bunlara en iyi örnek A.B.D. Baskani Bill Clinton'dir.Bu dönemlerde çiçek gücü hareketinden etkilenip ,Vietnam’a gitmeyi reddeden clinton ,simdilerde Irak’a bombalar yagdiran bir ülkenin devlet baskani sifatini tasimaktadir. 1960-70'ler rock tarihi açisindan çok çesitli ve önemli gruplari içinde barindirmistir. Beatles, The Animals, The Doors, Rolling Stones, The Who gibi gruplar hep bu tarihlerde çikmislardir. 65-70 arasinda kurulan Pink Floyd, Deep Purple, Led Zeppelin, Yes gibi gruplar da artik mega rock gruplaridir. Bu gruplar sayesinde rock, hiç olmadigi kadar popüler olup, ciddiye alinmaya baslanmistir. Rock müzisyenleri kendilerini klasik müzik icracilari gibi görmeleri de bu döneme rastlar. O zamanlarin en atesli tartismasi rock'in bir sanat müzigi olup olmadigidir. 70' lerin ikinci yarisina gelindiginde rock artik plak satislari ve konser gelirleriyle müzsk endüstrisinin en iyi geçim kaynagini olusturmaktadir. Rock müzisyenleri milyonlarca dolarlik elektronik aletlere sahiptiler ve hepsi çok zengin olmuslardi. Bu mega rock gruplari ne yaparsa yapsin sattigindan dolayi plak sirketleri yenilere hiç sans tanimamakta veya tanisalar bile müziklerini onlar gibi yapma sarti koymuslardir. Iste punk rock tam bu siralarda kendini gösterir. Punk da diger hiçbir rock türünde görülmeyen siddet, kargasa ve kaos vardir. Punk, rock'in karanlik kanadini gözler önüne sermistir. 60'li yillarda Newyork'un garaj gruplarindan çikan Velvet Underground Punk'in ilk tohumlarini atan grup olarak gösterilebilir. Ancak bu görüsü ilk punk topluluklarindan biri olan Sex Pistols kabul etmeyerek tepki göstermistir. Punk' ta kesinlikle kalite ve hosa gitme kaygisi yoktur. Punkçilar 1960-70'lerdeki rock müzigine ve tabii ki rockçilarada lanet okurlar; çünkü onlara göre rock artik para,san, söhret araci olarak kullanilmaya baslanmistir. 70'li yillarin uzun ve karisik sololari ile dolu parçalari yerine kisa ve özentidiz çalip söylerler. Hatta Sex Pistols o kadar basit ve ilkel çalar ki, izleyenler ister istemez"bunu ben de çalabilirim" gibi bir kaniya kapilir. Böylece Ingiltere de bir çok punk grubu dogmaya baslamistir. Endüstrinin en büyük düsmani olmasina ragmen punk çilginligi da diger bütün rock çilginliklari gibi kisa sürede endüstri tarafindan yutulup "moda" haline getirilmistir. Punk giysileri en lüks magazalarin vitrinlerinde birbiri ardina boy gösterir olmustur. 80'lere gelindiginde bir çok rock müzik türü icra halindeyken bir Heavy Metal patlamasi yasanir. Bence Heavy Metal müzigini anlatan en iyi sözcük "kargasa" dir. Bütün Heavy Metal gruplarinin faaliyet alanlari farklidir. Bu müzik türünün içinde komünizm,fasizm, anarsizm, devrimcilik, sadizm gibi biribirinden çok kopuk anlamlari bulmak mümkündür. Heavy Metal bu çok renkliligi sayesinde bir çok alt dallara ayrilmistir. Fakat hepsinde ortak olan bir sey vardir; küfür. Kimi devlete kimi siyahlara kimi tabulara küfür eder ama muhakkak küfür eder. 90'lara gelindiginde beklenen yeni rock anlayisi Amerka'nin Seatle adli kentinden gelir. Bu kentte kurulan garaj gruplarinin önce Amerikaya sonra bütün dünya ya açilmasi ile birlikte bir "grunge" çilginligi yasanir. Hele Nirvana'nin Nevermind albümü bu yeni, alternatif rock' bütün dünya ya kabul ettirir. Bugün Pearl Jam,Soundgarden,Faith No More,Red Hot Chilli Peppers, Therapy gibi gruplar sayesinde rock tekrar bir canlanma içerisine girmistir.  

Punk - Metal


Punk, Metal'i Sarsiyor

Heavy Metal, altmislarin sonlariyla yetmislerin baslarinda yavas yavas büyürken, ayni tarihlerde bir de kardese sahip olmustur. Iggy and the Stooges ve New York Dolls gibi gruplarla palazlanan Punk, her zamanki gibi olaya Ingiliz gruplarinin el atmasiyla 70'lerin sonunda büyük bir patlama yasar ve müzik dünyasina adeta bir bomba düser. Sex Pistols, Clash, Ramones, Damned, Misfits gibi genç gruplar Punk'i tüm dünyaya duyururlar. Heavy Metal gruplarina yeni yeni alismaya baslayan müzik çevreleri, bu tümüyle anarsist kimlikli, her seye karsi olan, sürekli küfür eden, toplumu iplemeyen, konserlerinde izleyicilerine tüküren onlari itekleyen, isin ilginci takipçilerinin de bundan hosnut oldugu Punk/Metal gruplari karsisinda adeta sok olurlar. Isin en trajikomik yani ise bu gruplardaki üyelerin çogunun enstrüman yetkinliklerinin neredeyse sifir olmasi ve ürettikleri müzigin belli bir kaç akor üzerinde gidip gelmesidir. Ama herseye saldiran, isyan eden sözler çok iddialidir, enerji gitar tellerini koparacak, baterileri patlatacak sekilde üst düzeydedir. Tüm konserler mutlaka sahnenin darmadagin edilmesiyle sona ermektedir.

Bu gruplar içinde üç tanesi, postpunk diyebilecegimiz 80 sonrasi dönemde de etkilerinin sürmesi nedeniyle ayrica önem tasirlar: Iggy and the Stooges, Ramones ve Sex Pistols. Karizmatik kisilik Iggy Pop'un grubu olan Stooges özellikle, enerji dolu ve her türlü taskinligin sergilendigi konserleriyle ünlenir. Iggy Pop sahnede sarki söylemekten çok çiglik atmakta, bagirip çagirmakta, küfür etmekte hatta bazen soyunup edep yerlerini göstermektedir. Daha derli toplu ve digerlerine göre müzikal açidan daha yetkin olan New York kökenli Ramones, punk söylemini daha temiz bir sekilde kullanmaktadir. Ramones, Amerika'da daha sonraki dönemlerin yildizlarindan Red Hot Chili Peppers, Faith No More gibi gruplara önemli bir esin kaynagi olur.

Sözü edilen üçüncü grup ise tartismasiz bir sekilde tüm zamanlarin en popüler punk rock grubu olan Sex Pistols'dir. Rock müzige "her seyi yok et" kavramini sokan Sex Pistols, histerik Johnny Rotten liderligindeki 20 yaslarindaki Ingiliz gençlerinden olusmaktadir ve Londra'nin göbeginde hizla kendilerine benzeyen bir çevre yaratmislardir. "Anarchy in the U.K.", "Gode Save The Queen" gibi politik protestolar tasiyan sarkilariyla önce Kraliçe'nin kutsal topraklarinda sonra da tüm Bati dünyasinda bir UFO etkisi yaratirlar. Bas gitaristleri Sid Vicious'un ölümüyle son bulan ve yalnizca 3 yil süren müzik yasamlari baska hiç bir grubun yapamadigi ve kolay kolay da yapamayacagi bir etki birakir Rock dünyasinda. Doksanlai yillarin basinda Nirvana'nin kopardigi büyük firtina bile Sex Pistols'inkinin yanina yaklasamaz. Artik hiç bir sey eskisi gibi degildir, tüm tabular yikilmistir...

Sex Pistols'in müzik dünyasindan geldigi hizda kaybolmasi ile birlikte diger basarili Punk gruplari da yeraltina inerler ve popüler müzik endüstrisi rahatlar.

Punk'in Ingiltere'de patladigi yillarda bu türe sokamayacagimiz ama köklerini aldigi Rock n'Roll tarzina saldirgan söylem ve sert riffleri sokan bir baska Ingiliz grubunu da bu baglamda anmak gerek. Motorhead, günümüzde trash/speed/power metal olarak adlandirilan, hatta sonralari death metal'in de temelinde kullanilacak olan müzikal tarzi Heavy Metal'e sokar. Bunu yaparken de en sadik izleyicilerinin dönemin punk dinleyicilerinden çiktigini söylemek yalan olmaz. Lemmy Kilminster'in karizmatik kisiligiyle ön plana çiktigi Motorhead "Overkill", "Bomber", "Ace Of Spades" ve "Iron Fist" gibi parçalariyla Hardcore'un gerçek anlamda babasidir.

Heavy Metal'de Yeni Dalga

Yetmislerin sonunda ölüm döseginde biraktigimiz Heavy Metal, köklerini sallayan Punk ile birlikte kendine gelir. Punk gruplarinin sahneden çekilmesiyle birlikte, onlarin tarzini da dikkate alir. Ilk dönem gruplarinda görülen uzadikça uzayan sarkilar punk'in da etkisiyle kisalmistir. Sözler daha basit ama daha vurucudur. Yetmislerde kurulmus ve ünlü olmus Judas Priest, Scorpions gibi gruplar yeni tarza hemen uyum saglarlarken esas yeniden dogus "New Wave of British Metal" (NWOBM) akimiyla gelir. Diamond Head, Def Leppard, Iron Maiden, Saxon, Samson, Tygers of Pan Tang, Venom, Raven ve Sweet Savage gibi gruplar tüm Ingiltere'de birdenbire ortaya çikarlar. 80-82 arasinda kisa bir yasam sürecek NWOBM, ardinda sadece üç büyük grup Iron Maiden, Def Leppard ve Saxon'i birakarak tarihe karisir. Kalan gruplar ve özellikle Iron Maiden seksenli yillarda Heavy Metal'in tartismasiz lideri olacaktir.

Iron Maiden, Heavy Metal'e mistik havayi geri getirmis, son derece sert riffler, o zamana kadarki gruplarda fazla dikkate alinmamis bas gitarin lider Steve Harris tarafindan grubun müziginin temeline oturtulmasi ve unutulmaz solist Bruce Dickinson'in siren benzeri sesiyle sürükledigi "The Number Of The Beast", "Piece Of Mind", "Powerslave" gibi albümlerle, Metallica'nin yükselisine kadar olan sürede Heavy Metal'in zirvesine yerlesirler. Ilk olarak Iron Maiden'da görülen ve çift solo gitarla bass'in ortak katkisi ile ortaya çikan sound, daha sonra bir klasik haline gelecek ve seksenlerde dogan bir çok grup daha degisik sekillerde de olsa bu tarzi kullanacaktir.

Iron Maiden'in çikis yillarinda alt grupluk yaptigi ama sonra onlari geçtigi Judas Priest ise deri giyim ile Heavy Metal'e bir baska karakteristik unsur katacaktir bu yillarda. Onlar da punk'in etkisiyle "Breaking The Law" tarzi parçalar yaparak popülerliklerini artirirlar. Ayni siralarda Almanya da Heavy Metal'deki ilk temsilcilerini uluslararasi arenaya sokmustur. Yetmislerde yine çift gitar kullanarak oldukça melodik parçalarla ilgi çekici albümler yapan Scorpions, seksenlerin basinda bazen gerçekten sertlesen ("Blackout", "Rock You Like A Hurricane") bazen de ask baladlarina dönen ("Holiday", "Still Loving You") parçalariyla ünlenir. Avrupa tarzi katiksiz Heavy Metal'i de "Breaker" ve "Restless and Wild" gibi saglam albümleriyle yine bir Alman grubu, Accept yaratacaktir.

Seksenlerin basi Thrash Metal'in de baslangicidir. Venom'un iki klasik albümü "Welcome to Hell" ve "Black Metal" bu türün ilk örnekleri olarak daha sonralari Death Metal'e dönüsecek soundun temeli olurlar. Venom'la baslayan daha hizli ve saldirgan Heavy Metal tarzi, Metallica, Exodus ve Slayer ile zirveye ulasacaktir.

Avrupa'nin aksine köklerini Kiss gibi gruplardan ve daha popüler söylemden alan Amerikan Metali yetmislerin sonundaki ilk örneklerini Van Halen, Journey, Foreigner gibi gruplarla verir. Seksenlerin basinda Avrupa'da yeni dalga akimi güçlenirken, Amerika'da pop/glam metal patlamasi yasanmaktadir. Kaliforniya kökenli gruplarla baslayan bu akimin öncüleri olarak Motley Crue ve Ratt'i sayabiliriz. Bir yanda Sweet ve T-Rex gibi kolay tüketilen bir müzik yapan, diger yandan Kiss ve Alice Cooper gibi sovlarini pahali bir tiyatro sahnesine dönüstürerek görselligi ön plana çikartan gruplari temel alan yeni Amerikan gruplari, bu dönemde parsayi toplarlar.

Motley Crue, belki de seksenlerin en önemli pop metal grubu olarak, Heavy Metal'i tümüyle ticari bir anlayisla kullanan 1982 albümü "Too Fast For Love" ile seksenlerin LA Metal patlamasina öncülük eder. Yenilerden "Round and Round" ile Ratt, ve daha eski gruplardan "We're Not Gonna Take It" ile Twisted Sister, "Cum On Feel the Noize" ile Quiet Riot pop metalin en ilgi çeken ve dogal olarak da en çok para kazanan gruplari olarak bu dönemde adlarindan söz ettirirler.

Albüm satmak deyince, Metal gruplari arasinda albümleri en çok satan isimler de seksenlerde Atlantik'in iki ayri yakasinda kurulan iki gruptur. Daha önce NWOBM'den arda kalan üç isimden biri olarak saydigimiz Def Leppard albüm satisi konusunda Heavy Metal'in bir numarasidir. "Pyromania" ve özellikle de tüm zamanlarin en çok satan Metal albümü olan "Hysteria" ile toplam 30 milyon kopyaya yaklasan satis rakamlarina ulasan Def Leppard'i "Slippery When Wet" ve "New Jersey" albümleriyle ünlenen Bon Jovi takip eder. Her iki grup da Scorpions'in Avrupa'da biraz erken olarak yaptigi, hem hizli hem de yavas parçalarin yer aldigi her kesime seslenen albümlerini, o yillarda patlayan video-klip ve MTV destegiyle dünya gençligine ulastirirlar.

Bu siralarda Kiss de pop metalin babasi konumunda adindan söz ettirmeye devam etmis, Motley Crue ve Ratt'in yanina Kix, Faster Pussycat ve L.A. Guns gibi gruplar eklenmeye devam etmistir. Ingiltere ise hala Thunder, Gun, ve Cult gibi daha seçkinci ve klasik gruplar üretmeye devam etmektedir. Politikaya bulasmayan, hafif sözler üreten kolay yenilip tüketilen Pop Metal, Bon Jovi, Def Leppard ve Motley Crue'nün öncülügünde ve medyanin da destegiyle listeleri silip süpürmektedir. Ancak 80'lerin sonundaki son büyük metal patlamasini gerçeklestirecek grup yeni yeni sahne almaktadir.

San Fransisco barlarinda, her bir üyesi punk, blues, klasik heavy metal, güney tarzi rock gibi degisik tarzlardan hoslanan bir grup, Hanoi Rocks, Rolling Stones ve Aerosmith gibi yasli gruplarin parçalarini o yillarda gözde olan Pop Metal tarzinda yorumlamaktadir. O siralar pek de dikkat çekmeyen Guns n'Roses ilk albümü "Appetite for Destruction" ile patlar. "Welcome to the Jungle" "Sweet Child O' Mine" ve "Paradise City" gibi parçalar hem liste basarisi hem de görkemli bir söhret getirir gruba. Ingiliz asilli gitaristleri Slash'in blues kökenli gitari, Duff McKagan'in punk tarzi bass kullanimi ve bunlarin üstüne binen Axl Rose'un muhtesem girtlagi grubun degisik tarzini olusturmaktadir. Grup esas büyük basarisini 1991'de iki albümlük "Use Your Illusion" serisiyle yakalayacak ama söhreti kaldiramayan grup üyeleri, grubun sonunu da hazirlayacaklardir.

Guns n'Roses ile birlikte listelerde zirve yarisina katilacak baska pop metal gruplari da bu yillarda ortaliga yayilirlar. Yeni bir söylem getirmeyen popüler tarzdaki gruplarin en önde gelenleri olarak Poison, Warrant, Cinderella, Winger, Great White, Stryper ve Slaughter gibi gruplari sayabiliriz. Bunlarin arasinda White Lion, Skid Row, daha eskilerden Dokken, Bad English gibi gruplar ile "Boat On The River" ile unutulmazlar arasina giren Styx'den Tommy Shaw ile usta gitarist Ted Nugent gibi isimlerin kurdugu Damn Yankees, bu dönemde biraz daha kaliteli müzik yapan gruplar olurlar. Avrupa'dan da Europe bu pop metal furyasina katkida bulunacaktir. Digerlerine nazaran hem müzikal açidan hem de teknik olarak bir gömlek üstün olan tek grup ise Tesla'dir.

Pop Metal akimi Heavy Metal sahnesine disi gruplarin da çikmasina ön ayak olur. Bu tarzin fazla güç gerektirmemesi ve belli yapilar üzerinde dönmesi, Runaways, Girlschool gibi daha eski gruplarin yanina biraz olsun bu isi kiviran Vixen, L7, Phantom Blue gibi ismleri de ekler. Iki eski Runaways üyesi Joan Jett ve Lita Ford ise "I Love Rock n'Roll" ve "Kiss Me Deadly" gibi hitlerle bu yillarda ünlerinin zirvesine ulasirlar.

Popüler Heavy Metal sahnesine bu tarz gelismeler olurken, perde arkasinda kalan sert gruplarin gelisimi sürmektedir. Daha tutucu bir Heavy Metal kitlesine seslenen ve tarzlarindan ödün vermeyen efsanevi isimler yasantilarini sürdürmektedir. Yeniden toparlanan Black Sabbath, önce Dio ile sonra da Ray Gillen'in solistligiyle iki siki albüm "Heaven and Hell" ve "The Eternal Idol" yapar. Sabbath'dan ayrilmis olan Ozzy Osbourne "Blizzard of Ozz" ve "Diary of a Madman" ile gerçek Heavy Metal'in zirvesine oynamaktadir. Ozzy'nin gruplarinda çalan Randy Rhoads, Jack E.Lee gibi gitaristler ile baslayan Melodik Heavy Metal, Savatage ile birlikte yeni bir kimlik kazanacak ve Power Mewal adini alacaktir. Efsanevi gruplarla çalisarak kendini Heavy Metal dünyasina kabul ettiren Ronnie James Dio da Vivian Campbell, Jimmy Bain ve Cozy Powell'i da yanina alarak kurdugu kendi grubuyla yeni bir efsane yaratmaktadir. Seksenlerin ortalarinda yükselen bir baska grup da yine melodik ama yeterince agir tarziyla Manowar olacaktir.


Metal Müziğe Devam


Daha Sert, Daha Hizli

Pop Metal'in listelerdeki hakimiyeti sürerken, Motorhead ve Venom gibi gruplarin takipçileri Heavy Metal'in yumusayarak güncel tarzlara yaklasmasindan korkmaktadirlar. Neyse ki korkulari uzun sürmez ve karisik riffleri, hirlayan vokalleri ve çift pedalli gürültülü davuluyla Metallica, imdatlarina yetisir. Ilk iki albümü "Kil'em All" ve "Ride The Lightning" ile kendine saglam bir kitle edinen Metallica, üçüncü albümü "Master Of Puppets" ile tek kelimeyle bir Metal basyapiti yaratarak adini türün zirvesine yazdirir.

Yine San Fransisco çikisli Exodus ile Avrupa kökenli Mercyful Fate kisa bir süre sonra Metallica'yi izleyen bir çikis baslatirlarken, üç büyük grup daha Anthrax, Slayer ve Megadeth Heavy Metal'in yükselen yeni tarzi olan spped/thrash metalin önülügünü yaparlar. Eski Metallica gitaristi Dave Mustaine'in grubu Megadeth, sürekli tempo degistiren karisik yapidaki parçalari ile dikkat çeker. Anthrax ise o siralar zenci müzigine yeni bir soluk getirmis olan rap tarzini da kullandigi sert ve hizli rifflerden olusan müzigiyle kendi tarzini gelistirmektedir. Zamaninin en sert grubu olarak Slayer, görselligini satanik imajlardan alan müzigiyle bir çok Heavy Metal dinleyicisinin favorisi olur. Özellikle "Angel Of Death" adli parçalari bir klasiktir.

Bu gruplardan daha sonra sahneye giren Suicidal Tendencies punk, alternatif ve rap tarzi müzikleri Heavy Metal potasinda eriterek Hardcore'un en iyi grubu olur. Pop Metal'in daha sert söylemini kullanan Pantera ise doksanlarla birlikte thrash metale kayar. Metallica'nin en saglam takipçilerinden Testament da seksenlerin sonlariyla doksanlarin baslarinda çikardigi albümlerle önemli müzikal ve ticari basarilara ulasir. Daha arka planda kalmis ve yer alti sebekesi tabirini kullanabilecegimiz bir gençlik grubu arasina destek bulan Overkill, Nuclear Assault, Dark Angelgibi gruplar da thrash tarzini yaymaktadirlar. Bunlarin yaninda Metal Church, Flotsam & Jetsam, Sacred Riech, VoiVod gibi gerçekten saglam bir çok grup da popüler akimlara uyum saglayamadiklari ya da saglamayi reddettikleri için gün isigina çikmadan sesszice yasamlarini sürdürürler

Thrash Metal bilinen en uç haliyle yeni bir metal tarzinin da aracisi olur: Death Metal. Venom'un "Welcome to Hell" albümünde ilk örneklerine rastladigimiz Death Metal, aslinda thrash gruplari olan Celtic Frost, Sodom ve Kreator'un bazi albümleriyle kimlik kazanir. Hellhammer, Death, Possessed ve Bathory gibi gruplar da türü sahiplenen isimler olurlar. Bu tür hiç bir zaman ticari basariyi hedeflemez ve daha ziyade bir mezhep gibi belli çevrelerde yayilir. Gitarlar olabildigince heavy'dir. Tempo son sürat giden bir lokomotiften, kaplumbaga hizina düsüp çikmaktadir. Davullar tabii ki çift pedallidir. Vokaller için yapilacak en uygun tanimlama bögürmek olur.

Death Metal'in Hardcore'a yaklastigi noktada Sepultura, Obituary, Deicide ve Morbid Angel gibi gruplar yeni tarzin sesi olurlar. Özellikle Sepultura, Brezilya'dan çikmis ilk uluslararasi Metal grubu olarak önce "Beneath The Remains" ilebelli bir fan kitlesi yakalar. Artik Heavy Metal'i de ticari sahneye çeken MTV'nin de destegini alan 1993 albümleri "Chaos A.D." ise grubun adini tüm dünyaya duyurur. Bu arada Death Metal'in içinde de daha radikal gruplar ortaya çikmaktadir. Ne söyledikleri ne de çaldiklarindan fazla bir sey anlasilmayan ve dinlemek için kesinlikle idmanli olunmasi gereken Napalm Death, Pestilence, Cannibal Corpse gibi gruplar seksenlerin ikinci yarisi ve doksanlarin basiyla birlikte sahne almislardir.

Death Metal daha radikal yönlere doru giderken köklerini Black Sabbath ve daha sonralari Slayer'in satanik söylemlerinden alan yeni bir tarz, Death Metal rifflerini biraz daha melodik hale getirerek ve çiktigi yer alan Kuzey Avrupa'in havasini da katarak palazlanmaktadir. Gerçek anlamda doksanlarin basinda ortaya çikan Black Metal, ortaçag engizisyonunu ve buna karsit seytana tapma ayinlerini konu alan video-kliplerin de destegiyle gelisir. Samael, Satyricon, Cradle of Filth ve Moonspell bu türe en iyi örneklerdir. Görüntü ve vokal kesinlikle Death Metal'dir ama müzikal yapi, sert heavy metal tarzinin içine klasik müzik, Avrupa folk müzigi hatta flamenkoyu bile alacak kadar genistir. Doksanlarda daha da ilgi toplayacak Black Metal, Tiamat, Therion, Sentenced, Cemetary, At the Gates, Dark Tranquillity ve In Flames gibi gruplarla daha da gelisecektir.

Daha hizli ve sert metale yönelen gruplar, Thrash'i Death'e onu da Black Metal'e döndürürlerken, daha yavas ama yogun bir metal tarzini ortaya çikarirlar. Death ve Black Metal'in aksine Hristiyan yaklasimlarin üstüne kurulan müzikleriyle Trouble, Candlemass, Cathedral ve Paradise Lost gibi gruplar Doom ve Gothic Metal tarzlarinin yaraticilari olurlar.

Orkestral tarzda klavye ve org kullanimi, yer yer death tarzinda ama çogunlukla opera tarzi vokaller, ortodoks ve katolik inanislarina yer veren sarki sözleri, tarzin genel özelligidir. Hatta daha da ileri gidilerek Latince söz yazimi bile uygulanmistir. My Dying Bride ve Anathema bu tarzin yeni örnekleri olarak 21.yüzyilla bulusurlar.

Metal Yönünü Ariyor

Seksenli yillarin ikinci yarisinda bir yanda Iron Maiden, Judas Priest, AC/DC gibi gruplarin temsil ettigi Klasik Heavy Metal, diger yanda Metallica, Megadeth ve Slayer ile kimlik bulan Speed/Thrash Metal, daha uçlarda Death/Black Metal ile birlikte daha popüler düzeyde de Guns N'Roses, Def Leppard, Bon Jovi ile çok genis bir yelpazede yasamini sürdüren Heavy Metal, kendi içinden hiç bir kategoriye sokulamayan gruplar da çikarmaktadir.

80'lerin sert Punk gruplarindan Misfits'in solisti Glenn Danzig, kendi adini verdigi grubuyla daha da sert ama punk ile metal arasinda kalan bit tarzi sürdürür. Yer yer melodik, içine biraz da satanik görüntü katmis müzigiyle Black Sabbath'in Ozzy'li yillarini hatirlatsa da daha sonralari Endüstriyel Metal olarak anilacak müzik tarzina öncülük eder Danzig. Doksanli yillarda Nine Inch Nails, Therapy?, Marilyn Manson gibi isimler onun takipçileri olacaklardir.

Mercyful Fate'in solisti King Diamond da solo albümleriyle oldukça degisik bir vokal tarzi denemektedir. Bazen bir tenoru bazen de basi andiran sesiyle oktavlar arasinda gezinerek söyledigi sözlerini karanlik Avrupa mitolojisinden alan sarkilariyla kendine has bir söylemi, klasik speed metal üstüne oturtmayi basarmistir.

Bu arada müzik geleneginde Rock tarzinin yeri olmayan Japonya gibi ülkeler de Heavy Metal gruplari çikarmaya baslamislardir. Akira Takasaki gibi bir gitar virtüözünün kurdugu Loudness Japon Heavy Metal tarzinin en basarili örnegi olarak yerini alir. ABD'de de Pop Metal'e katilamayacak ama Heavy Metal'in klasik özelliklerini kullanarak siradan ama sert bir müzik yapan WASP ve Gwar gibi sov gruplari seksenlerin ikinci yarisinda ortaya çikarlar.

Seksenli yillarla birlikte ortaligin tonlarca Heavy Metal müzisyeni ile dolmasi, bazi müzisyenleri kendilerini daha da uç noktalara dogru yetistirmeye yönlendirir. Örnegin bu kadar çok gitaristin arasindan siyrilmak için kendi tarzini bulmak, daha hizli akor basmak gitar virtüözlerini dogurur. Eskilerin grup içinde kaybolan usta gitaristlerine nazaran bu yeni isimler, tek baslarina anilmakta söz yazilmis eserlerinin yaninda enstrümantel parçalara da agirlikli olarak yer vermektedirler. Gitar virtüözü denilince akla gelen ilk isimler Joe Satriani ve onun ögrencisi Steve Vai ile birlikte Yngwie J.Malmsteen'dir. "Gitaristlerin Gitaristi" olarak da taninan Satriani, "Surfing With the Alien" ve "The Extremist" ile belli bir sayginligi yakalarken ünlü gruplarla çalismayi seçen Vai, Frank Zappa, Whitesnake, ve David Lee Roth gibi isimlerle çalistiktan sonra doksanlarda solo albümler de yapmistir. Bu ikisinin tersine Malmsteen, temelini klasik müzikten aldigi tarzini grubu Rising Force ile birlikte kullanmis ve tüm zamanlarin en hizli gitaristi ünvanini da yakalamistir. Ancak çok fazla albüm yapmasi ve kendini tekrar eder hale gelmesi ona olan ilgiyi azaltmistir. Bu üç ismin gölgesinde kalmakla birlikte Richie Kotzen, David Chastain gibi isimler de virtüöz olarak adlarini duyurmuslardir. Yine bir diger isim Marty Friedman da bir yandan kendine has solo albümler çikarirken esas ününü Megadeth'in gitaristi olarak yapmis ve grubun doksanlardaki çikisini saglayan isim olmustur.

Yine bu yillarda thrash ve pop metal arasina sikisan Amerikan Heavy Metali'nde kendine has tarziyla yeni bir grup ortaya çikmistir. Yine kendine has bir grup olan Rush'i hatirlatan çikisiyla Queensryche, Hendrix'ten sonra ve Grunge patlamasindan önce Seattle'dan çikan yegane gruptur. Yetmislerin sonunda popülaritesini yitiren Progressive Rock'i alip biraz daha sertlestirerek Progressive Metal haline getiren grup, "The Warning" ve "Rage For Order" ile hatiri sayilir bir ticari basari da yakalamistir. Ancak esas basariyi Pink Floyd'un unutulmaz "The Wall"undan esinlenerek yaptiklari ve Heavy Metal müzigin ilk tema albümü diyebilecegimiz "Operation: Mindcrime" ile 1 milyonluk satis barajini asip platin albüm ödülü kazanarak yakalamislar, izleyen albümleri "Empire" ile de bu basariyi tekrarlayarak unutulmazlar arasina katilmislardir.

Queensryche'in basarisindan feyz alan yasli Rush da doksanlarin basinda daha sertlestirdigi müzigiyle Heavy Metal klasmanina dahil olmustur. Onlari izleyen Crimson Glory ve King's X gibi gruplar da melodik vokal ve heavy rifflerle bu tarzi sürdürmüslerdir. Bir çok Power Metal grubuna evsahipligi yapan Florida'dan çikan Savatage ve Almanya'nin Scorpions ve Accept sonrasi temsilcileri olan Helloween ve Running Wild da Progressive Metal tarzindan etkilenerek Power Metal'e su anki kimligini kazandirmislardir.

Alternatif Metal

Queensryche, Fates Warning ve Rush gibi gruplarla Heavy Metal'in içine entelektüel sözler ve bilim kurgu dahil olurken doksanlarin basinda kurulan genç gruplar da hardcore olarak bilinen heavy metal ile punk rock'in evliligi üzerine kafa yormaktadirlar. Suicidal Tendencies'in sert söylemiyle belli bir yöne dogru giden Hardcore, seksenli yillarin siki grubu Dead Kennedys ve her seye karsi liderleri Jello Biafra'dan etkilenen genç kusak Rage Against The Machine, D.R.I., Corrosion of Conformity, Fugazi, Biohazard gibi anarsist temelli gruplar kurarlar. Eski Anthrax ve Nuclear Assault üyelerinden olusan S.O.D., o yillarda en çok duyulan Metalcore grubu olur.

Teknolojiye daha çok yönelen baska bir kesim ise Endüstriyel Metal tarzini gelistirirler. Ilk defa Danzig ile görüldügünü söyledigimiz techno davul ve gitarlar ABD'de Nine Inch Nails, Britanya'da Therapy? ile kullanilmaya devam ederken, türün en iddiali albümü Al Jourgensen'in grubu Ministry ile gelir: "Psalm 69". "New World Order", "Jesus Built My Hotrod" ve "Just One Fix" gibi buram buram protesto kokan sarkilarla dolu albüm tartismasiz en iyi Endüstriyel Metal albümü olur. Bu arada Nine Inch Nails'in beyni Trent Reznor, çesitli müzik organizasyonlarina fikir mimarligi etmektedir. "Lollapalooza" Alternatif Müzik festivalleri serisi bir çok grubun katilimiyla yeni Heavy Metal tarzinin sesini duyuran bir hareket olur.

Yine degisik tarzlar deneyen ve jazz'dan blues'a rap'ten funk'a hardcore'dan zenci müzigine bir çok türü Heavy Metal'e sokan Living Colour, Jane's Addiction ve Faith No More gibi gruplar yeni bir Alternatif Metal dalgasini baslatmislardir. Los Angeles kökenli Red Hot Chili Peppers'i da bu gruba dahil etmek gerekir. Perry Farrel'in kisilginde oldukça degisik konulara ve müzikal tarzlara el atan Jane's Addiction, üç albümle efsane olur. Aradigi basariyi ikinci solistleri Mike Patton ile bulan ve "The Real Thing", "Angel Dust" gibi iki süper albümle adini tüm dünyaya duyuran Faith No More, gruba stilini veren gitarist Jim Martin'in ayrilmasiyla doksanlarin basinda düsüse geçse de adini unutulmazlar arasina sokmustur. Bu gruplar disinda seksenlerin basinda kurulan ve daha sonra Grunge gruplarina yol göstericilik edecek olan Sonic Youth'un da ismini anmadan geçmemek gerekir.

Temellerini Neil Young'in "Crazy Horse" albümünden ve bir yandan Velvet Underground bir yandan Black Sabbath gibi birbirinden alakasiz gruplardan alan Grunge, ABD'in en muhalif sehirlerinden isçi yogunluklu Seattle'da palazlanmaktadir. Mudhoney, Mother Love Bone, Dinosaur Jr. gibi gruplarla seksenlerin sonunda baslayan akim, doksanlarin basinda Nirvana'nin "Smells Like Teen Spirit" adli parçasiyla patlamaya dönüsür. Klasik Heavy Metal'in Punk ve Sex Pistols ile 70'lerin ikinci yarisinda yasadigi içeriden gelen büyük saldiridan sonra ikinci büyük saldiri Grunge'dan gelecektir. Ayni Punk gibi seçkincilige karsi olan ve herkesin kolayca çalabilecegi basit melodiler üzerine kurulu bu yeni müzik tarzi Nirvana solisti Kurt Cobain'in depresif lirikleriyle milyonlarca X Kusagi yeniyetmenin marsi haline gelir. Pop/Glam Metal'in sundugu satafatli ortamin onlarin yasamlarinda yeri yoktur. Onlarin gerçegi yasam mücadelesidir ve Nirvana, Soundgarden, Pearl Jam, Alice In Chains gibi gruplar bu gerçegi haykirmaktadir müziklerinde.

Grunge ile birlikte Pop Metal'in merkezi Los Angeles ve Thrash'in dogdugu yer olan San Fransisco'dan Seattle'a kayar Amerikan Heavy Metali. Çok küçük ölçekli SubPop Records'dan yayinlanan Grunge albümlerinin gördügü ilgi büyük plak sirketlerini uyandirir ve 80'lerin ikinci yarisinda Aerosmith üzerine oynadigi kumarla müthis bir basari kazanan Geffen, asil büyük parsayi toplayacagi atilimi yaparak, SubPop'u bünyesine alir.

Nirvana'nin uyanisinin ardindan hemsehrisi gruplar da hizla ünlenirler. Soundgarden, dogru formülle türün önde gelenlerinden olurken, daha karanlik tarziyla Alice In Chains klasik Heavy Metal dinleyicini de kendine çeker. Solist Eddie Vedder'in olaganüstü vokaliyle de dikkat çeken Pearl Jam ise ilk albümü "Ten" ile Nirvana'dan sonra en önemli ikinci grubu olur Grunge akiminin. MTV'nin de olayi kavrayip bu türü pompalamasiyla ne kadar dürüst olduklari tartisilan ve bir bakima yukarida sayilan dört grup sayesinde parsayi toplayan Stone Temple Pilots, Soul Asylum, Saigon Kick, Kyuss, Blind Melon, Big Chief, Candlebox, Moist ve Sponge gibi bir sürü grup peydahlanir. Bu arada "Riott Girls" akimiyla olaya kadinlar da el atacak basta Cobain'in karisi Courtney Love'in grubu Hole olmak üzere, L7, Babes In Toyland gibi gruplar da adlarini duyuracaklardir.

Heavy Metal, Grunge ile birlikte basit ve teknik açidan alt düzeyde bir yöne giderken, tam tersi bir seçkinlik ve karmasiklik gerektiren Progressive Metal'in bayragi da tümü yüksek egitim almis müzisyenlerden kurulu Dream Theater'e geçmistir. Ilk olarak "Images And Words" ile adini duyuran ve müzikte kalite kaygisi olan orta yasi asmis Metal dinleyicilerinin bas taci ettigi Dream Theater, daha sonralari "Awake", "A Change of Seasons" ve "Falling Into Infinity" gibi albümlerle basarili kariyerini sürdürür. Onu Watchtower, Shadow Gallery, Angra gibi gruplar da izleyecektir.

Ayni siralarda iki degisik grup da kendi tarzlarini ortaya koyarak Heavy Metal'e degisik tatlar katmaktadirlar. Oldukça funky bass tarzi ve manik ritmleriyle Primus, son derece ilginç bir gruptur ve her yaniyla kendine özgüdür. Güçlü Heavy tarzi ama isyankar tutumuyla Ugly Kid Joe da doksanlarin ortalarina dogru ABD'den çikmis diger bir önemli müzik grubudur. Biraz Red Hot, biraz Suicidal kokan tarzlari ile ayni dönemde funk metal tarzi ile adindan söz ettiren Extreme ile birlikte dönemin en basarili gruplarindan olurlar.

Doksanlarin ortalarina gelinirken Grunge ilk etkisini kaybetmis ve punkin basina gelen onun da basina gelmistir. Tepki müzigi iyidir de estetikten yoksun bir sekilde sürekli ayni seyleri tekrarlarsan biktirirsin. Kurt Cobain'in intihari da isin tuzu biberi olur ve Nirvana ile baslayan çikis yine Nirvana ile çöküse döner. Seattle çikisli gruplar birer birer sahneden çekilirken, Helmet, Smashing Pumpkins, Offspring ve Green Day gibi yeni gruplar ortaya çikarak PostPunk benzeri bir PostGrunge kusagini olustururlar.

Heavy Metal'i Ne Bekliyor?

Doksanlarin ikinci yarisi Heavy Metal / Punk / Hardcore karisimi gruplarin sahneye hakim olmasina tanik olur. Offspring, Marilyn Manson, Korn, Limp Bizkit, Kid Rock gibi gruplar hem listelerde yükselirler hem de gençlik kesiminde kendilerine saglam bir yer edinirler. Bu yillar Kiss, Black Sabbath, Page/Plant, Quiet Riot gibi eski efsanalerin tekrar birlesmelerine, tura çikmalarina ve dogal olarak derleme albümlere de sahne olur.

Bu arada hala sahnede olanlar da vardir. Iron Maiden 2000'li yillari seksenlerdeki kemik kadrosuna tekrar kavusarak karsilar ve "Brave New World" albümü ile büyük basari kazanir. "Load" ve "Reload" ile Alternatif Metal'e kayan ve eski fanlarindan tepki alan Metallica, yeni düzenlemeler ve senfonik konserlerle adindan söz ettirerek hayranlarini yeni bir çikis konusunda ümitlendirir. Megadeth, 90'lar boyunca kaliteli albümler yayinlamaya devam eder. Pantera doksanlarin basinda "Vulgar Display of Power" ile yakaladigi basariyi 2000'de de "Reinventing The Steel" ile tekrarlar. Bunlarin yaninda daha dipten çalisan Power Metal'de bayragi Almanlarin yeni harikasi Blind Guardian devralmistir. Bu tarzda müzik yapan yeni gruplarin çikmasi ile birlikte klasik Heavy Metal 2000'lerin basinda bir kez daha uyanmaktadir. Son birkaç yildir Ozzy Osburne önderliginde düzenlenen Ozzfest Rock Festivalleri benzeri organizasyonlar büyük ilgi toplamaktadir.

Görünen o ki çiktigi ilk günlerden bu yana oldukça degisen ve onlarca alt türe bölünen Heavy Metal'in daha söyleyecek çok sözü var. Black Sabbath gibi Accept gibi katiksiz gruplari ariyor olsak da Iron Maiden ve Megadeth'in varligi, fantastik eserler veren Power Metal gruplari ve Ozzy ile Dio gibi iki dev solistin hala sahnede olmalari klasik metal takipçilerini umutlandirmaya devam ediyor.