Punk, Metal'i Sarsiyor
Heavy Metal, altmislarin sonlariyla yetmislerin baslarinda yavas yavas
büyürken, ayni tarihlerde bir de kardese sahip olmustur. Iggy and the Stooges
ve New York Dolls gibi gruplarla palazlanan Punk, her zamanki gibi olaya
Ingiliz gruplarinin el atmasiyla 70'lerin sonunda büyük bir patlama yasar ve
müzik dünyasina adeta bir bomba düser. Sex Pistols, Clash, Ramones, Damned,
Misfits gibi genç gruplar Punk'i tüm dünyaya duyururlar. Heavy Metal gruplarina
yeni yeni alismaya baslayan müzik çevreleri, bu tümüyle anarsist kimlikli, her
seye karsi olan, sürekli küfür eden, toplumu iplemeyen, konserlerinde
izleyicilerine tüküren onlari itekleyen, isin ilginci takipçilerinin de bundan
hosnut oldugu Punk/Metal gruplari karsisinda adeta sok olurlar. Isin en
trajikomik yani ise bu gruplardaki üyelerin çogunun enstrüman yetkinliklerinin
neredeyse sifir olmasi ve ürettikleri müzigin belli bir kaç akor üzerinde gidip
gelmesidir. Ama herseye saldiran, isyan eden sözler çok iddialidir, enerji
gitar tellerini koparacak, baterileri patlatacak sekilde üst düzeydedir. Tüm
konserler mutlaka sahnenin darmadagin edilmesiyle sona ermektedir.
Bu gruplar içinde üç tanesi, postpunk diyebilecegimiz 80 sonrasi dönemde de
etkilerinin sürmesi nedeniyle ayrica önem tasirlar: Iggy and the Stooges,
Ramones ve Sex Pistols. Karizmatik kisilik Iggy Pop'un grubu olan Stooges
özellikle, enerji dolu ve her türlü taskinligin sergilendigi konserleriyle
ünlenir. Iggy Pop sahnede sarki söylemekten çok çiglik atmakta, bagirip çagirmakta,
küfür etmekte hatta bazen soyunup edep yerlerini göstermektedir. Daha derli
toplu ve digerlerine göre müzikal açidan daha yetkin olan New York kökenli
Ramones, punk söylemini daha temiz bir sekilde kullanmaktadir. Ramones,
Amerika'da daha sonraki dönemlerin yildizlarindan Red Hot Chili Peppers, Faith
No More gibi gruplara önemli bir esin kaynagi olur.
Sözü edilen üçüncü grup ise tartismasiz bir sekilde tüm zamanlarin en
popüler punk rock grubu olan Sex Pistols'dir. Rock müzige "her seyi yok
et" kavramini sokan Sex Pistols, histerik Johnny Rotten liderligindeki 20
yaslarindaki Ingiliz gençlerinden olusmaktadir ve Londra'nin göbeginde hizla
kendilerine benzeyen bir çevre yaratmislardir. "Anarchy in the U.K.",
"Gode Save The Queen" gibi politik protestolar tasiyan sarkilariyla
önce Kraliçe'nin kutsal topraklarinda sonra da tüm Bati dünyasinda bir UFO
etkisi yaratirlar. Bas gitaristleri Sid Vicious'un ölümüyle son bulan ve
yalnizca 3 yil süren müzik yasamlari baska hiç bir grubun yapamadigi ve kolay
kolay da yapamayacagi bir etki birakir Rock dünyasinda. Doksanlai yillarin
basinda Nirvana'nin kopardigi büyük firtina bile Sex Pistols'inkinin yanina
yaklasamaz. Artik hiç bir sey eskisi gibi degildir, tüm tabular yikilmistir...
Sex Pistols'in müzik dünyasindan geldigi hizda kaybolmasi ile birlikte
diger basarili Punk gruplari da yeraltina inerler ve popüler müzik endüstrisi
rahatlar.
Punk'in Ingiltere'de patladigi yillarda bu türe sokamayacagimiz ama
köklerini aldigi Rock n'Roll tarzina saldirgan söylem ve sert riffleri sokan
bir baska Ingiliz grubunu da bu baglamda anmak gerek. Motorhead, günümüzde
trash/speed/power metal olarak adlandirilan, hatta sonralari death metal'in de
temelinde kullanilacak olan müzikal tarzi Heavy Metal'e sokar. Bunu yaparken de
en sadik izleyicilerinin dönemin punk dinleyicilerinden çiktigini söylemek
yalan olmaz. Lemmy Kilminster'in karizmatik kisiligiyle ön plana çiktigi
Motorhead "Overkill", "Bomber", "Ace Of Spades"
ve "Iron Fist" gibi parçalariyla Hardcore'un gerçek anlamda babasidir.
Heavy Metal'de Yeni
Dalga
Yetmislerin sonunda ölüm döseginde biraktigimiz Heavy Metal, köklerini
sallayan Punk ile birlikte kendine gelir. Punk gruplarinin sahneden
çekilmesiyle birlikte, onlarin tarzini da dikkate alir. Ilk dönem gruplarinda
görülen uzadikça uzayan sarkilar punk'in da etkisiyle kisalmistir. Sözler daha
basit ama daha vurucudur. Yetmislerde kurulmus ve ünlü olmus Judas Priest,
Scorpions gibi gruplar yeni tarza hemen uyum saglarlarken esas yeniden dogus
"New Wave of British Metal" (NWOBM) akimiyla gelir. Diamond Head, Def
Leppard, Iron Maiden, Saxon, Samson, Tygers of Pan Tang, Venom, Raven ve Sweet
Savage gibi gruplar tüm Ingiltere'de birdenbire ortaya çikarlar. 80-82 arasinda
kisa bir yasam sürecek NWOBM, ardinda sadece üç büyük grup Iron Maiden, Def
Leppard ve Saxon'i birakarak tarihe karisir. Kalan gruplar ve özellikle Iron
Maiden seksenli yillarda Heavy Metal'in tartismasiz lideri olacaktir.
Iron Maiden, Heavy Metal'e mistik havayi geri getirmis, son derece sert
riffler, o zamana kadarki gruplarda fazla dikkate alinmamis bas gitarin lider
Steve Harris tarafindan grubun müziginin temeline oturtulmasi ve unutulmaz
solist Bruce Dickinson'in siren benzeri sesiyle sürükledigi "The Number Of
The Beast", "Piece Of Mind", "Powerslave" gibi
albümlerle, Metallica'nin yükselisine kadar olan sürede Heavy Metal'in
zirvesine yerlesirler. Ilk olarak Iron Maiden'da görülen ve çift solo gitarla
bass'in ortak katkisi ile ortaya çikan sound, daha sonra bir klasik haline
gelecek ve seksenlerde dogan bir çok grup daha degisik sekillerde de olsa bu
tarzi kullanacaktir.
Iron Maiden'in çikis yillarinda alt grupluk yaptigi ama sonra onlari
geçtigi Judas Priest ise deri giyim ile Heavy Metal'e bir baska karakteristik
unsur katacaktir bu yillarda. Onlar da punk'in etkisiyle "Breaking The
Law" tarzi parçalar yaparak popülerliklerini artirirlar. Ayni siralarda
Almanya da Heavy Metal'deki ilk temsilcilerini uluslararasi arenaya sokmustur.
Yetmislerde yine çift gitar kullanarak oldukça melodik parçalarla ilgi çekici
albümler yapan Scorpions, seksenlerin basinda bazen gerçekten sertlesen
("Blackout", "Rock You Like A Hurricane") bazen de ask
baladlarina dönen ("Holiday", "Still Loving You")
parçalariyla ünlenir. Avrupa tarzi katiksiz Heavy Metal'i de
"Breaker" ve "Restless and Wild" gibi saglam albümleriyle
yine bir Alman grubu, Accept yaratacaktir.
Seksenlerin basi Thrash Metal'in de baslangicidir. Venom'un iki klasik
albümü "Welcome to Hell" ve "Black Metal" bu türün ilk
örnekleri olarak daha sonralari Death Metal'e dönüsecek soundun temeli olurlar.
Venom'la baslayan daha hizli ve saldirgan Heavy Metal tarzi, Metallica, Exodus
ve Slayer ile zirveye ulasacaktir.
Avrupa'nin aksine köklerini Kiss gibi gruplardan ve daha popüler söylemden
alan Amerikan Metali yetmislerin sonundaki ilk örneklerini Van Halen, Journey,
Foreigner gibi gruplarla verir. Seksenlerin basinda Avrupa'da yeni dalga akimi
güçlenirken, Amerika'da pop/glam metal patlamasi yasanmaktadir. Kaliforniya
kökenli gruplarla baslayan bu akimin öncüleri olarak Motley Crue ve Ratt'i
sayabiliriz. Bir yanda Sweet ve T-Rex gibi kolay tüketilen bir müzik yapan,
diger yandan Kiss ve Alice Cooper gibi sovlarini pahali bir tiyatro sahnesine
dönüstürerek görselligi ön plana çikartan gruplari temel alan yeni Amerikan gruplari,
bu dönemde parsayi toplarlar.
Motley Crue, belki de seksenlerin en önemli pop metal grubu olarak, Heavy
Metal'i tümüyle ticari bir anlayisla kullanan 1982 albümü "Too Fast For
Love" ile seksenlerin LA Metal patlamasina öncülük eder. Yenilerden "Round
and Round" ile Ratt, ve daha eski gruplardan "We're Not Gonna Take
It" ile Twisted Sister, "Cum On Feel the Noize" ile Quiet Riot
pop metalin en ilgi çeken ve dogal olarak da en çok para kazanan gruplari
olarak bu dönemde adlarindan söz ettirirler.
Albüm satmak deyince, Metal gruplari arasinda albümleri en çok satan
isimler de seksenlerde Atlantik'in iki ayri yakasinda kurulan iki gruptur. Daha
önce NWOBM'den arda kalan üç isimden biri olarak saydigimiz Def Leppard albüm
satisi konusunda Heavy Metal'in bir numarasidir. "Pyromania" ve
özellikle de tüm zamanlarin en çok satan Metal albümü olan "Hysteria"
ile toplam 30 milyon kopyaya yaklasan satis rakamlarina ulasan Def Leppard'i
"Slippery When Wet" ve "New Jersey" albümleriyle ünlenen
Bon Jovi takip eder. Her iki grup da Scorpions'in Avrupa'da biraz erken olarak
yaptigi, hem hizli hem de yavas parçalarin yer aldigi her kesime seslenen
albümlerini, o yillarda patlayan video-klip ve MTV destegiyle dünya gençligine
ulastirirlar.
Bu siralarda Kiss de pop metalin babasi konumunda adindan söz ettirmeye
devam etmis, Motley Crue ve Ratt'in yanina Kix, Faster Pussycat ve L.A. Guns
gibi gruplar eklenmeye devam etmistir. Ingiltere ise hala Thunder, Gun, ve Cult
gibi daha seçkinci ve klasik gruplar üretmeye devam etmektedir. Politikaya
bulasmayan, hafif sözler üreten kolay yenilip tüketilen Pop Metal, Bon Jovi,
Def Leppard ve Motley Crue'nün öncülügünde ve medyanin da destegiyle listeleri
silip süpürmektedir. Ancak 80'lerin sonundaki son büyük metal patlamasini gerçeklestirecek
grup yeni yeni sahne almaktadir.
San Fransisco barlarinda, her bir üyesi punk, blues, klasik heavy metal,
güney tarzi rock gibi degisik tarzlardan hoslanan bir grup, Hanoi Rocks,
Rolling Stones ve Aerosmith gibi yasli gruplarin parçalarini o yillarda gözde
olan Pop Metal tarzinda yorumlamaktadir. O siralar pek de dikkat çekmeyen Guns
n'Roses ilk albümü "Appetite for Destruction" ile patlar.
"Welcome to the Jungle" "Sweet Child O' Mine" ve
"Paradise City" gibi parçalar hem liste basarisi hem de görkemli bir
söhret getirir gruba. Ingiliz asilli gitaristleri Slash'in blues kökenli
gitari, Duff McKagan'in punk tarzi bass kullanimi ve bunlarin üstüne binen Axl
Rose'un muhtesem girtlagi grubun degisik tarzini olusturmaktadir. Grup esas
büyük basarisini 1991'de iki albümlük "Use Your Illusion" serisiyle
yakalayacak ama söhreti kaldiramayan grup üyeleri, grubun sonunu da
hazirlayacaklardir.
Guns n'Roses ile birlikte listelerde zirve yarisina katilacak baska pop
metal gruplari da bu yillarda ortaliga yayilirlar. Yeni bir söylem getirmeyen
popüler tarzdaki gruplarin en önde gelenleri olarak Poison, Warrant,
Cinderella, Winger, Great White, Stryper ve Slaughter gibi gruplari
sayabiliriz. Bunlarin arasinda White Lion, Skid Row, daha eskilerden Dokken,
Bad English gibi gruplar ile "Boat On The River" ile unutulmazlar
arasina giren Styx'den Tommy Shaw ile usta gitarist Ted Nugent gibi isimlerin
kurdugu Damn Yankees, bu dönemde biraz daha kaliteli müzik yapan gruplar
olurlar. Avrupa'dan da Europe bu pop metal furyasina katkida bulunacaktir.
Digerlerine nazaran hem müzikal açidan hem de teknik olarak bir gömlek üstün
olan tek grup ise Tesla'dir.
Pop Metal akimi Heavy Metal sahnesine disi gruplarin da çikmasina ön ayak
olur. Bu tarzin fazla güç gerektirmemesi ve belli yapilar üzerinde dönmesi,
Runaways, Girlschool gibi daha eski gruplarin yanina biraz olsun bu isi kiviran
Vixen, L7, Phantom Blue gibi ismleri de ekler. Iki eski Runaways üyesi Joan
Jett ve Lita Ford ise "I Love Rock n'Roll" ve "Kiss Me
Deadly" gibi hitlerle bu yillarda ünlerinin zirvesine ulasirlar.
Popüler Heavy Metal sahnesine bu tarz gelismeler olurken, perde arkasinda
kalan sert gruplarin gelisimi sürmektedir. Daha tutucu bir Heavy Metal
kitlesine seslenen ve tarzlarindan ödün vermeyen efsanevi isimler yasantilarini
sürdürmektedir. Yeniden toparlanan Black Sabbath, önce Dio ile sonra da Ray
Gillen'in solistligiyle iki siki albüm "Heaven and Hell" ve "The
Eternal Idol" yapar. Sabbath'dan ayrilmis olan Ozzy Osbourne "Blizzard
of Ozz" ve "Diary of a Madman" ile gerçek Heavy Metal'in
zirvesine oynamaktadir. Ozzy'nin gruplarinda çalan Randy Rhoads, Jack E.Lee
gibi gitaristler ile baslayan Melodik Heavy Metal, Savatage ile birlikte yeni
bir kimlik kazanacak ve Power Mewal adini alacaktir. Efsanevi gruplarla
çalisarak kendini Heavy Metal dünyasina kabul ettiren Ronnie James Dio da
Vivian Campbell, Jimmy Bain ve Cozy Powell'i da yanina alarak kurdugu kendi
grubuyla yeni bir efsane yaratmaktadir. Seksenlerin ortalarinda yükselen bir
baska grup da yine melodik ama yeterince agir tarziyla Manowar olacaktir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder