5 Aralık 2011 Pazartesi

Punk - Metal


Punk, Metal'i Sarsiyor

Heavy Metal, altmislarin sonlariyla yetmislerin baslarinda yavas yavas büyürken, ayni tarihlerde bir de kardese sahip olmustur. Iggy and the Stooges ve New York Dolls gibi gruplarla palazlanan Punk, her zamanki gibi olaya Ingiliz gruplarinin el atmasiyla 70'lerin sonunda büyük bir patlama yasar ve müzik dünyasina adeta bir bomba düser. Sex Pistols, Clash, Ramones, Damned, Misfits gibi genç gruplar Punk'i tüm dünyaya duyururlar. Heavy Metal gruplarina yeni yeni alismaya baslayan müzik çevreleri, bu tümüyle anarsist kimlikli, her seye karsi olan, sürekli küfür eden, toplumu iplemeyen, konserlerinde izleyicilerine tüküren onlari itekleyen, isin ilginci takipçilerinin de bundan hosnut oldugu Punk/Metal gruplari karsisinda adeta sok olurlar. Isin en trajikomik yani ise bu gruplardaki üyelerin çogunun enstrüman yetkinliklerinin neredeyse sifir olmasi ve ürettikleri müzigin belli bir kaç akor üzerinde gidip gelmesidir. Ama herseye saldiran, isyan eden sözler çok iddialidir, enerji gitar tellerini koparacak, baterileri patlatacak sekilde üst düzeydedir. Tüm konserler mutlaka sahnenin darmadagin edilmesiyle sona ermektedir.

Bu gruplar içinde üç tanesi, postpunk diyebilecegimiz 80 sonrasi dönemde de etkilerinin sürmesi nedeniyle ayrica önem tasirlar: Iggy and the Stooges, Ramones ve Sex Pistols. Karizmatik kisilik Iggy Pop'un grubu olan Stooges özellikle, enerji dolu ve her türlü taskinligin sergilendigi konserleriyle ünlenir. Iggy Pop sahnede sarki söylemekten çok çiglik atmakta, bagirip çagirmakta, küfür etmekte hatta bazen soyunup edep yerlerini göstermektedir. Daha derli toplu ve digerlerine göre müzikal açidan daha yetkin olan New York kökenli Ramones, punk söylemini daha temiz bir sekilde kullanmaktadir. Ramones, Amerika'da daha sonraki dönemlerin yildizlarindan Red Hot Chili Peppers, Faith No More gibi gruplara önemli bir esin kaynagi olur.

Sözü edilen üçüncü grup ise tartismasiz bir sekilde tüm zamanlarin en popüler punk rock grubu olan Sex Pistols'dir. Rock müzige "her seyi yok et" kavramini sokan Sex Pistols, histerik Johnny Rotten liderligindeki 20 yaslarindaki Ingiliz gençlerinden olusmaktadir ve Londra'nin göbeginde hizla kendilerine benzeyen bir çevre yaratmislardir. "Anarchy in the U.K.", "Gode Save The Queen" gibi politik protestolar tasiyan sarkilariyla önce Kraliçe'nin kutsal topraklarinda sonra da tüm Bati dünyasinda bir UFO etkisi yaratirlar. Bas gitaristleri Sid Vicious'un ölümüyle son bulan ve yalnizca 3 yil süren müzik yasamlari baska hiç bir grubun yapamadigi ve kolay kolay da yapamayacagi bir etki birakir Rock dünyasinda. Doksanlai yillarin basinda Nirvana'nin kopardigi büyük firtina bile Sex Pistols'inkinin yanina yaklasamaz. Artik hiç bir sey eskisi gibi degildir, tüm tabular yikilmistir...

Sex Pistols'in müzik dünyasindan geldigi hizda kaybolmasi ile birlikte diger basarili Punk gruplari da yeraltina inerler ve popüler müzik endüstrisi rahatlar.

Punk'in Ingiltere'de patladigi yillarda bu türe sokamayacagimiz ama köklerini aldigi Rock n'Roll tarzina saldirgan söylem ve sert riffleri sokan bir baska Ingiliz grubunu da bu baglamda anmak gerek. Motorhead, günümüzde trash/speed/power metal olarak adlandirilan, hatta sonralari death metal'in de temelinde kullanilacak olan müzikal tarzi Heavy Metal'e sokar. Bunu yaparken de en sadik izleyicilerinin dönemin punk dinleyicilerinden çiktigini söylemek yalan olmaz. Lemmy Kilminster'in karizmatik kisiligiyle ön plana çiktigi Motorhead "Overkill", "Bomber", "Ace Of Spades" ve "Iron Fist" gibi parçalariyla Hardcore'un gerçek anlamda babasidir.

Heavy Metal'de Yeni Dalga

Yetmislerin sonunda ölüm döseginde biraktigimiz Heavy Metal, köklerini sallayan Punk ile birlikte kendine gelir. Punk gruplarinin sahneden çekilmesiyle birlikte, onlarin tarzini da dikkate alir. Ilk dönem gruplarinda görülen uzadikça uzayan sarkilar punk'in da etkisiyle kisalmistir. Sözler daha basit ama daha vurucudur. Yetmislerde kurulmus ve ünlü olmus Judas Priest, Scorpions gibi gruplar yeni tarza hemen uyum saglarlarken esas yeniden dogus "New Wave of British Metal" (NWOBM) akimiyla gelir. Diamond Head, Def Leppard, Iron Maiden, Saxon, Samson, Tygers of Pan Tang, Venom, Raven ve Sweet Savage gibi gruplar tüm Ingiltere'de birdenbire ortaya çikarlar. 80-82 arasinda kisa bir yasam sürecek NWOBM, ardinda sadece üç büyük grup Iron Maiden, Def Leppard ve Saxon'i birakarak tarihe karisir. Kalan gruplar ve özellikle Iron Maiden seksenli yillarda Heavy Metal'in tartismasiz lideri olacaktir.

Iron Maiden, Heavy Metal'e mistik havayi geri getirmis, son derece sert riffler, o zamana kadarki gruplarda fazla dikkate alinmamis bas gitarin lider Steve Harris tarafindan grubun müziginin temeline oturtulmasi ve unutulmaz solist Bruce Dickinson'in siren benzeri sesiyle sürükledigi "The Number Of The Beast", "Piece Of Mind", "Powerslave" gibi albümlerle, Metallica'nin yükselisine kadar olan sürede Heavy Metal'in zirvesine yerlesirler. Ilk olarak Iron Maiden'da görülen ve çift solo gitarla bass'in ortak katkisi ile ortaya çikan sound, daha sonra bir klasik haline gelecek ve seksenlerde dogan bir çok grup daha degisik sekillerde de olsa bu tarzi kullanacaktir.

Iron Maiden'in çikis yillarinda alt grupluk yaptigi ama sonra onlari geçtigi Judas Priest ise deri giyim ile Heavy Metal'e bir baska karakteristik unsur katacaktir bu yillarda. Onlar da punk'in etkisiyle "Breaking The Law" tarzi parçalar yaparak popülerliklerini artirirlar. Ayni siralarda Almanya da Heavy Metal'deki ilk temsilcilerini uluslararasi arenaya sokmustur. Yetmislerde yine çift gitar kullanarak oldukça melodik parçalarla ilgi çekici albümler yapan Scorpions, seksenlerin basinda bazen gerçekten sertlesen ("Blackout", "Rock You Like A Hurricane") bazen de ask baladlarina dönen ("Holiday", "Still Loving You") parçalariyla ünlenir. Avrupa tarzi katiksiz Heavy Metal'i de "Breaker" ve "Restless and Wild" gibi saglam albümleriyle yine bir Alman grubu, Accept yaratacaktir.

Seksenlerin basi Thrash Metal'in de baslangicidir. Venom'un iki klasik albümü "Welcome to Hell" ve "Black Metal" bu türün ilk örnekleri olarak daha sonralari Death Metal'e dönüsecek soundun temeli olurlar. Venom'la baslayan daha hizli ve saldirgan Heavy Metal tarzi, Metallica, Exodus ve Slayer ile zirveye ulasacaktir.

Avrupa'nin aksine köklerini Kiss gibi gruplardan ve daha popüler söylemden alan Amerikan Metali yetmislerin sonundaki ilk örneklerini Van Halen, Journey, Foreigner gibi gruplarla verir. Seksenlerin basinda Avrupa'da yeni dalga akimi güçlenirken, Amerika'da pop/glam metal patlamasi yasanmaktadir. Kaliforniya kökenli gruplarla baslayan bu akimin öncüleri olarak Motley Crue ve Ratt'i sayabiliriz. Bir yanda Sweet ve T-Rex gibi kolay tüketilen bir müzik yapan, diger yandan Kiss ve Alice Cooper gibi sovlarini pahali bir tiyatro sahnesine dönüstürerek görselligi ön plana çikartan gruplari temel alan yeni Amerikan gruplari, bu dönemde parsayi toplarlar.

Motley Crue, belki de seksenlerin en önemli pop metal grubu olarak, Heavy Metal'i tümüyle ticari bir anlayisla kullanan 1982 albümü "Too Fast For Love" ile seksenlerin LA Metal patlamasina öncülük eder. Yenilerden "Round and Round" ile Ratt, ve daha eski gruplardan "We're Not Gonna Take It" ile Twisted Sister, "Cum On Feel the Noize" ile Quiet Riot pop metalin en ilgi çeken ve dogal olarak da en çok para kazanan gruplari olarak bu dönemde adlarindan söz ettirirler.

Albüm satmak deyince, Metal gruplari arasinda albümleri en çok satan isimler de seksenlerde Atlantik'in iki ayri yakasinda kurulan iki gruptur. Daha önce NWOBM'den arda kalan üç isimden biri olarak saydigimiz Def Leppard albüm satisi konusunda Heavy Metal'in bir numarasidir. "Pyromania" ve özellikle de tüm zamanlarin en çok satan Metal albümü olan "Hysteria" ile toplam 30 milyon kopyaya yaklasan satis rakamlarina ulasan Def Leppard'i "Slippery When Wet" ve "New Jersey" albümleriyle ünlenen Bon Jovi takip eder. Her iki grup da Scorpions'in Avrupa'da biraz erken olarak yaptigi, hem hizli hem de yavas parçalarin yer aldigi her kesime seslenen albümlerini, o yillarda patlayan video-klip ve MTV destegiyle dünya gençligine ulastirirlar.

Bu siralarda Kiss de pop metalin babasi konumunda adindan söz ettirmeye devam etmis, Motley Crue ve Ratt'in yanina Kix, Faster Pussycat ve L.A. Guns gibi gruplar eklenmeye devam etmistir. Ingiltere ise hala Thunder, Gun, ve Cult gibi daha seçkinci ve klasik gruplar üretmeye devam etmektedir. Politikaya bulasmayan, hafif sözler üreten kolay yenilip tüketilen Pop Metal, Bon Jovi, Def Leppard ve Motley Crue'nün öncülügünde ve medyanin da destegiyle listeleri silip süpürmektedir. Ancak 80'lerin sonundaki son büyük metal patlamasini gerçeklestirecek grup yeni yeni sahne almaktadir.

San Fransisco barlarinda, her bir üyesi punk, blues, klasik heavy metal, güney tarzi rock gibi degisik tarzlardan hoslanan bir grup, Hanoi Rocks, Rolling Stones ve Aerosmith gibi yasli gruplarin parçalarini o yillarda gözde olan Pop Metal tarzinda yorumlamaktadir. O siralar pek de dikkat çekmeyen Guns n'Roses ilk albümü "Appetite for Destruction" ile patlar. "Welcome to the Jungle" "Sweet Child O' Mine" ve "Paradise City" gibi parçalar hem liste basarisi hem de görkemli bir söhret getirir gruba. Ingiliz asilli gitaristleri Slash'in blues kökenli gitari, Duff McKagan'in punk tarzi bass kullanimi ve bunlarin üstüne binen Axl Rose'un muhtesem girtlagi grubun degisik tarzini olusturmaktadir. Grup esas büyük basarisini 1991'de iki albümlük "Use Your Illusion" serisiyle yakalayacak ama söhreti kaldiramayan grup üyeleri, grubun sonunu da hazirlayacaklardir.

Guns n'Roses ile birlikte listelerde zirve yarisina katilacak baska pop metal gruplari da bu yillarda ortaliga yayilirlar. Yeni bir söylem getirmeyen popüler tarzdaki gruplarin en önde gelenleri olarak Poison, Warrant, Cinderella, Winger, Great White, Stryper ve Slaughter gibi gruplari sayabiliriz. Bunlarin arasinda White Lion, Skid Row, daha eskilerden Dokken, Bad English gibi gruplar ile "Boat On The River" ile unutulmazlar arasina giren Styx'den Tommy Shaw ile usta gitarist Ted Nugent gibi isimlerin kurdugu Damn Yankees, bu dönemde biraz daha kaliteli müzik yapan gruplar olurlar. Avrupa'dan da Europe bu pop metal furyasina katkida bulunacaktir. Digerlerine nazaran hem müzikal açidan hem de teknik olarak bir gömlek üstün olan tek grup ise Tesla'dir.

Pop Metal akimi Heavy Metal sahnesine disi gruplarin da çikmasina ön ayak olur. Bu tarzin fazla güç gerektirmemesi ve belli yapilar üzerinde dönmesi, Runaways, Girlschool gibi daha eski gruplarin yanina biraz olsun bu isi kiviran Vixen, L7, Phantom Blue gibi ismleri de ekler. Iki eski Runaways üyesi Joan Jett ve Lita Ford ise "I Love Rock n'Roll" ve "Kiss Me Deadly" gibi hitlerle bu yillarda ünlerinin zirvesine ulasirlar.

Popüler Heavy Metal sahnesine bu tarz gelismeler olurken, perde arkasinda kalan sert gruplarin gelisimi sürmektedir. Daha tutucu bir Heavy Metal kitlesine seslenen ve tarzlarindan ödün vermeyen efsanevi isimler yasantilarini sürdürmektedir. Yeniden toparlanan Black Sabbath, önce Dio ile sonra da Ray Gillen'in solistligiyle iki siki albüm "Heaven and Hell" ve "The Eternal Idol" yapar. Sabbath'dan ayrilmis olan Ozzy Osbourne "Blizzard of Ozz" ve "Diary of a Madman" ile gerçek Heavy Metal'in zirvesine oynamaktadir. Ozzy'nin gruplarinda çalan Randy Rhoads, Jack E.Lee gibi gitaristler ile baslayan Melodik Heavy Metal, Savatage ile birlikte yeni bir kimlik kazanacak ve Power Mewal adini alacaktir. Efsanevi gruplarla çalisarak kendini Heavy Metal dünyasina kabul ettiren Ronnie James Dio da Vivian Campbell, Jimmy Bain ve Cozy Powell'i da yanina alarak kurdugu kendi grubuyla yeni bir efsane yaratmaktadir. Seksenlerin ortalarinda yükselen bir baska grup da yine melodik ama yeterince agir tarziyla Manowar olacaktir.


Hiç yorum yok: