5 Aralık 2011 Pazartesi

Hayali Kral


Kral kayboldu... belki bulurum sandım uykum kaçınca geri geldim kral yoktu... Kral nerede? Günaydın...

Saat 05:45 ti Kral uyandığında…Yanında uyuyan güneş saçlı genç kıza baktı, en güzel rüyalarını görüyordur belki diye düşündü içinden, rüyaların içinde miydi  Kral …
Yoksa rüyalar Kralın dışında mı görülüyordu…

O kadar güzel uyuyordu ki… Bu kadar acıyı çekmeye hakkı var mıydı? Acı kendisimiydi, yoksa Kral’ın  acıları kaybetme özelliği hala gözlerinde ve parmaklarının ucun da mıydı?

Güneş doğmamış, dün gece bulutlar çok ağlamış, caddeler gözyaşlarıyla ıslanmıştı…
Gece üzüntüsünü atamamıştı üzerinden… Kaybolan güneşi için mi yoksa yerini alan ay için miydi gecenin gözyaşları… Gecenin düşleri var mıydı, gece de insanlar gibi rüya görür müydü?  Gece ağlar mıydı?

Gece…

Kahve içmeliydi… Kahve neyi unutturabilirdi ki? Yoksa Unutulanları hatırlatır mıydı…
Sırtına güneş saçlının parfümünün sindiği gömleğini giydi. Ev karanlıktı ancak, mutfağı bulabilirdi sanırım… Ayak seslerinin duyulmaması için ağır adımlarla yürüdü…


Sanırım burası mutfaktı… Dışarıda yanan sokak lambasının ışığı vurduğu için rahat görebiliyordu… Su bardaklarını gördüğünde mutfak olduğunu anladı. Kahveyi ve şekeri bulmalı suyu kaynatmalı ve güneşin doğuşunu yakalamalıydı…

Mutfağın küçük bir balkonu vardı… Güneşe yakın olmalıydı, doğarken yanında olmalıydı… Dokunamazdı ki elini yakardı bedenini… Kral soğuğu severdi, yağmuru, rüzgarı severdi.
Düşünürdü her doğan güneş sonuçta yerini bırakmayacak mı yağmura ve esen rüzgara…
Güneş çok sevdiği gündüzü terk etmeyecek mi… her gece ayrılıp, her gün barışmayacaklar mı? Çocukları olan, yıldızlar hatırına…
Onları göremedikleri zaman ağlamayacaklar mı?  Gördüklerin de güneş salmayacak mı kendini günün üzerine tek hakim miş gibi Tek Kralmış gibi…

Soğuk içini burktu Kral’ın, yaktığı sigara boğazını acıttı. İçini burkan Güneş saçlısı mıydı…
Yoksa deniz gözlüsü mü burktu içini…


Dün gece ile ilgili hatırladığı ve yaşanan şeyleri sigara tablasında ve içtiği kahvenin bardağında bırakmak istiyordu… Bırakmalıydı, çünkü tekrar içilen kahve ve sigara ilkinin yerini asla tutmayacaktı…

Güneş saçlı Kralla bir önceki gece barda tanışmıştı… Kral sahnede gitar çalarken, gözü hep gözlerindeydi… Sahneden indiğinde bir içki ısmarlamak istemişti Kral’a…
Kral artık içki içmediğini söylemiş ancak incitmemek için sadece kahve istemişti…
Ve sohbetin barda kalmasını dilemişti…Ancak dilediği gibi olmamıştı…



Kral bunları düşünürken, güneş tepeden yükselmeye başlamıştı… Sigarasından son dumanı çekti. Gitmeliydi artık…Takip etmeliydi güneşi… Bu kentin toprakları onu kabul ederdi belki ancak istemezdi bastığı topraklarda gün geldiğin de uyumayı… Doğduğu, sevdiği topraklarda
Uyumayı isterdi… Örtü dahi olsa bedenine…

Kahve içtiği bardağı yıkadı… Kül tablasında ki sigaranın söndüğünden emin olduktan sonra döktü içindekini… Bir daha hatırlamamak üzere…
Odaya geri döndüğünde, güneş saçlı gördüğü rüyanın sonunu yaşamaktaydı… Tekrar baktı Kral, melek yüzünü gördü…

İyi kalmalısın diye mırıldandı Kral… hep iyi hep mutlu…

Giyindi… Çıkmalıydı artık… Kapıyı açtı ve ardından usulca kapattı…
Salondan geçip sokak kapısına ulaştı…

Güneş artık kendini belli etmeye başlamıştı kayıp kentinin caddelerinde… Gece gözlerini silmişti bir daha ağlamamak üzere… Ancak hava hala soğuktu…  Derin bir nefes aldı, içinde garip bir his vardı… Zorunda değildi bazı şeyleri yapmaya, ancak yapmalıydı…
Saçlarının arasından geçen rüzgarı hissetti…

“Sigara içmeliyim” dedi. İçinden…

Sigarayı yakmak için elini deri montunun cebine soktuğunda çakmağını ararken bir kağıt parçası düştü gecenin gözyaşlarının ıslattığı kaldırıma…

O anda bilmediği kentin bilmediği sokaklarında çok yalnız hissetti kendini…

“Kral kayboldu... belki bulurum sandım uykum kaçınca geri geldim Kral yoktu... Kral nerede? Günaydın...”



Hiç yorum yok: