5 Aralık 2011 Pazartesi

Metal Müziğe Devam


Daha Sert, Daha Hizli

Pop Metal'in listelerdeki hakimiyeti sürerken, Motorhead ve Venom gibi gruplarin takipçileri Heavy Metal'in yumusayarak güncel tarzlara yaklasmasindan korkmaktadirlar. Neyse ki korkulari uzun sürmez ve karisik riffleri, hirlayan vokalleri ve çift pedalli gürültülü davuluyla Metallica, imdatlarina yetisir. Ilk iki albümü "Kil'em All" ve "Ride The Lightning" ile kendine saglam bir kitle edinen Metallica, üçüncü albümü "Master Of Puppets" ile tek kelimeyle bir Metal basyapiti yaratarak adini türün zirvesine yazdirir.

Yine San Fransisco çikisli Exodus ile Avrupa kökenli Mercyful Fate kisa bir süre sonra Metallica'yi izleyen bir çikis baslatirlarken, üç büyük grup daha Anthrax, Slayer ve Megadeth Heavy Metal'in yükselen yeni tarzi olan spped/thrash metalin önülügünü yaparlar. Eski Metallica gitaristi Dave Mustaine'in grubu Megadeth, sürekli tempo degistiren karisik yapidaki parçalari ile dikkat çeker. Anthrax ise o siralar zenci müzigine yeni bir soluk getirmis olan rap tarzini da kullandigi sert ve hizli rifflerden olusan müzigiyle kendi tarzini gelistirmektedir. Zamaninin en sert grubu olarak Slayer, görselligini satanik imajlardan alan müzigiyle bir çok Heavy Metal dinleyicisinin favorisi olur. Özellikle "Angel Of Death" adli parçalari bir klasiktir.

Bu gruplardan daha sonra sahneye giren Suicidal Tendencies punk, alternatif ve rap tarzi müzikleri Heavy Metal potasinda eriterek Hardcore'un en iyi grubu olur. Pop Metal'in daha sert söylemini kullanan Pantera ise doksanlarla birlikte thrash metale kayar. Metallica'nin en saglam takipçilerinden Testament da seksenlerin sonlariyla doksanlarin baslarinda çikardigi albümlerle önemli müzikal ve ticari basarilara ulasir. Daha arka planda kalmis ve yer alti sebekesi tabirini kullanabilecegimiz bir gençlik grubu arasina destek bulan Overkill, Nuclear Assault, Dark Angelgibi gruplar da thrash tarzini yaymaktadirlar. Bunlarin yaninda Metal Church, Flotsam & Jetsam, Sacred Riech, VoiVod gibi gerçekten saglam bir çok grup da popüler akimlara uyum saglayamadiklari ya da saglamayi reddettikleri için gün isigina çikmadan sesszice yasamlarini sürdürürler

Thrash Metal bilinen en uç haliyle yeni bir metal tarzinin da aracisi olur: Death Metal. Venom'un "Welcome to Hell" albümünde ilk örneklerine rastladigimiz Death Metal, aslinda thrash gruplari olan Celtic Frost, Sodom ve Kreator'un bazi albümleriyle kimlik kazanir. Hellhammer, Death, Possessed ve Bathory gibi gruplar da türü sahiplenen isimler olurlar. Bu tür hiç bir zaman ticari basariyi hedeflemez ve daha ziyade bir mezhep gibi belli çevrelerde yayilir. Gitarlar olabildigince heavy'dir. Tempo son sürat giden bir lokomotiften, kaplumbaga hizina düsüp çikmaktadir. Davullar tabii ki çift pedallidir. Vokaller için yapilacak en uygun tanimlama bögürmek olur.

Death Metal'in Hardcore'a yaklastigi noktada Sepultura, Obituary, Deicide ve Morbid Angel gibi gruplar yeni tarzin sesi olurlar. Özellikle Sepultura, Brezilya'dan çikmis ilk uluslararasi Metal grubu olarak önce "Beneath The Remains" ilebelli bir fan kitlesi yakalar. Artik Heavy Metal'i de ticari sahneye çeken MTV'nin de destegini alan 1993 albümleri "Chaos A.D." ise grubun adini tüm dünyaya duyurur. Bu arada Death Metal'in içinde de daha radikal gruplar ortaya çikmaktadir. Ne söyledikleri ne de çaldiklarindan fazla bir sey anlasilmayan ve dinlemek için kesinlikle idmanli olunmasi gereken Napalm Death, Pestilence, Cannibal Corpse gibi gruplar seksenlerin ikinci yarisi ve doksanlarin basiyla birlikte sahne almislardir.

Death Metal daha radikal yönlere doru giderken köklerini Black Sabbath ve daha sonralari Slayer'in satanik söylemlerinden alan yeni bir tarz, Death Metal rifflerini biraz daha melodik hale getirerek ve çiktigi yer alan Kuzey Avrupa'in havasini da katarak palazlanmaktadir. Gerçek anlamda doksanlarin basinda ortaya çikan Black Metal, ortaçag engizisyonunu ve buna karsit seytana tapma ayinlerini konu alan video-kliplerin de destegiyle gelisir. Samael, Satyricon, Cradle of Filth ve Moonspell bu türe en iyi örneklerdir. Görüntü ve vokal kesinlikle Death Metal'dir ama müzikal yapi, sert heavy metal tarzinin içine klasik müzik, Avrupa folk müzigi hatta flamenkoyu bile alacak kadar genistir. Doksanlarda daha da ilgi toplayacak Black Metal, Tiamat, Therion, Sentenced, Cemetary, At the Gates, Dark Tranquillity ve In Flames gibi gruplarla daha da gelisecektir.

Daha hizli ve sert metale yönelen gruplar, Thrash'i Death'e onu da Black Metal'e döndürürlerken, daha yavas ama yogun bir metal tarzini ortaya çikarirlar. Death ve Black Metal'in aksine Hristiyan yaklasimlarin üstüne kurulan müzikleriyle Trouble, Candlemass, Cathedral ve Paradise Lost gibi gruplar Doom ve Gothic Metal tarzlarinin yaraticilari olurlar.

Orkestral tarzda klavye ve org kullanimi, yer yer death tarzinda ama çogunlukla opera tarzi vokaller, ortodoks ve katolik inanislarina yer veren sarki sözleri, tarzin genel özelligidir. Hatta daha da ileri gidilerek Latince söz yazimi bile uygulanmistir. My Dying Bride ve Anathema bu tarzin yeni örnekleri olarak 21.yüzyilla bulusurlar.

Metal Yönünü Ariyor

Seksenli yillarin ikinci yarisinda bir yanda Iron Maiden, Judas Priest, AC/DC gibi gruplarin temsil ettigi Klasik Heavy Metal, diger yanda Metallica, Megadeth ve Slayer ile kimlik bulan Speed/Thrash Metal, daha uçlarda Death/Black Metal ile birlikte daha popüler düzeyde de Guns N'Roses, Def Leppard, Bon Jovi ile çok genis bir yelpazede yasamini sürdüren Heavy Metal, kendi içinden hiç bir kategoriye sokulamayan gruplar da çikarmaktadir.

80'lerin sert Punk gruplarindan Misfits'in solisti Glenn Danzig, kendi adini verdigi grubuyla daha da sert ama punk ile metal arasinda kalan bit tarzi sürdürür. Yer yer melodik, içine biraz da satanik görüntü katmis müzigiyle Black Sabbath'in Ozzy'li yillarini hatirlatsa da daha sonralari Endüstriyel Metal olarak anilacak müzik tarzina öncülük eder Danzig. Doksanli yillarda Nine Inch Nails, Therapy?, Marilyn Manson gibi isimler onun takipçileri olacaklardir.

Mercyful Fate'in solisti King Diamond da solo albümleriyle oldukça degisik bir vokal tarzi denemektedir. Bazen bir tenoru bazen de basi andiran sesiyle oktavlar arasinda gezinerek söyledigi sözlerini karanlik Avrupa mitolojisinden alan sarkilariyla kendine has bir söylemi, klasik speed metal üstüne oturtmayi basarmistir.

Bu arada müzik geleneginde Rock tarzinin yeri olmayan Japonya gibi ülkeler de Heavy Metal gruplari çikarmaya baslamislardir. Akira Takasaki gibi bir gitar virtüözünün kurdugu Loudness Japon Heavy Metal tarzinin en basarili örnegi olarak yerini alir. ABD'de de Pop Metal'e katilamayacak ama Heavy Metal'in klasik özelliklerini kullanarak siradan ama sert bir müzik yapan WASP ve Gwar gibi sov gruplari seksenlerin ikinci yarisinda ortaya çikarlar.

Seksenli yillarla birlikte ortaligin tonlarca Heavy Metal müzisyeni ile dolmasi, bazi müzisyenleri kendilerini daha da uç noktalara dogru yetistirmeye yönlendirir. Örnegin bu kadar çok gitaristin arasindan siyrilmak için kendi tarzini bulmak, daha hizli akor basmak gitar virtüözlerini dogurur. Eskilerin grup içinde kaybolan usta gitaristlerine nazaran bu yeni isimler, tek baslarina anilmakta söz yazilmis eserlerinin yaninda enstrümantel parçalara da agirlikli olarak yer vermektedirler. Gitar virtüözü denilince akla gelen ilk isimler Joe Satriani ve onun ögrencisi Steve Vai ile birlikte Yngwie J.Malmsteen'dir. "Gitaristlerin Gitaristi" olarak da taninan Satriani, "Surfing With the Alien" ve "The Extremist" ile belli bir sayginligi yakalarken ünlü gruplarla çalismayi seçen Vai, Frank Zappa, Whitesnake, ve David Lee Roth gibi isimlerle çalistiktan sonra doksanlarda solo albümler de yapmistir. Bu ikisinin tersine Malmsteen, temelini klasik müzikten aldigi tarzini grubu Rising Force ile birlikte kullanmis ve tüm zamanlarin en hizli gitaristi ünvanini da yakalamistir. Ancak çok fazla albüm yapmasi ve kendini tekrar eder hale gelmesi ona olan ilgiyi azaltmistir. Bu üç ismin gölgesinde kalmakla birlikte Richie Kotzen, David Chastain gibi isimler de virtüöz olarak adlarini duyurmuslardir. Yine bir diger isim Marty Friedman da bir yandan kendine has solo albümler çikarirken esas ününü Megadeth'in gitaristi olarak yapmis ve grubun doksanlardaki çikisini saglayan isim olmustur.

Yine bu yillarda thrash ve pop metal arasina sikisan Amerikan Heavy Metali'nde kendine has tarziyla yeni bir grup ortaya çikmistir. Yine kendine has bir grup olan Rush'i hatirlatan çikisiyla Queensryche, Hendrix'ten sonra ve Grunge patlamasindan önce Seattle'dan çikan yegane gruptur. Yetmislerin sonunda popülaritesini yitiren Progressive Rock'i alip biraz daha sertlestirerek Progressive Metal haline getiren grup, "The Warning" ve "Rage For Order" ile hatiri sayilir bir ticari basari da yakalamistir. Ancak esas basariyi Pink Floyd'un unutulmaz "The Wall"undan esinlenerek yaptiklari ve Heavy Metal müzigin ilk tema albümü diyebilecegimiz "Operation: Mindcrime" ile 1 milyonluk satis barajini asip platin albüm ödülü kazanarak yakalamislar, izleyen albümleri "Empire" ile de bu basariyi tekrarlayarak unutulmazlar arasina katilmislardir.

Queensryche'in basarisindan feyz alan yasli Rush da doksanlarin basinda daha sertlestirdigi müzigiyle Heavy Metal klasmanina dahil olmustur. Onlari izleyen Crimson Glory ve King's X gibi gruplar da melodik vokal ve heavy rifflerle bu tarzi sürdürmüslerdir. Bir çok Power Metal grubuna evsahipligi yapan Florida'dan çikan Savatage ve Almanya'nin Scorpions ve Accept sonrasi temsilcileri olan Helloween ve Running Wild da Progressive Metal tarzindan etkilenerek Power Metal'e su anki kimligini kazandirmislardir.

Alternatif Metal

Queensryche, Fates Warning ve Rush gibi gruplarla Heavy Metal'in içine entelektüel sözler ve bilim kurgu dahil olurken doksanlarin basinda kurulan genç gruplar da hardcore olarak bilinen heavy metal ile punk rock'in evliligi üzerine kafa yormaktadirlar. Suicidal Tendencies'in sert söylemiyle belli bir yöne dogru giden Hardcore, seksenli yillarin siki grubu Dead Kennedys ve her seye karsi liderleri Jello Biafra'dan etkilenen genç kusak Rage Against The Machine, D.R.I., Corrosion of Conformity, Fugazi, Biohazard gibi anarsist temelli gruplar kurarlar. Eski Anthrax ve Nuclear Assault üyelerinden olusan S.O.D., o yillarda en çok duyulan Metalcore grubu olur.

Teknolojiye daha çok yönelen baska bir kesim ise Endüstriyel Metal tarzini gelistirirler. Ilk defa Danzig ile görüldügünü söyledigimiz techno davul ve gitarlar ABD'de Nine Inch Nails, Britanya'da Therapy? ile kullanilmaya devam ederken, türün en iddiali albümü Al Jourgensen'in grubu Ministry ile gelir: "Psalm 69". "New World Order", "Jesus Built My Hotrod" ve "Just One Fix" gibi buram buram protesto kokan sarkilarla dolu albüm tartismasiz en iyi Endüstriyel Metal albümü olur. Bu arada Nine Inch Nails'in beyni Trent Reznor, çesitli müzik organizasyonlarina fikir mimarligi etmektedir. "Lollapalooza" Alternatif Müzik festivalleri serisi bir çok grubun katilimiyla yeni Heavy Metal tarzinin sesini duyuran bir hareket olur.

Yine degisik tarzlar deneyen ve jazz'dan blues'a rap'ten funk'a hardcore'dan zenci müzigine bir çok türü Heavy Metal'e sokan Living Colour, Jane's Addiction ve Faith No More gibi gruplar yeni bir Alternatif Metal dalgasini baslatmislardir. Los Angeles kökenli Red Hot Chili Peppers'i da bu gruba dahil etmek gerekir. Perry Farrel'in kisilginde oldukça degisik konulara ve müzikal tarzlara el atan Jane's Addiction, üç albümle efsane olur. Aradigi basariyi ikinci solistleri Mike Patton ile bulan ve "The Real Thing", "Angel Dust" gibi iki süper albümle adini tüm dünyaya duyuran Faith No More, gruba stilini veren gitarist Jim Martin'in ayrilmasiyla doksanlarin basinda düsüse geçse de adini unutulmazlar arasina sokmustur. Bu gruplar disinda seksenlerin basinda kurulan ve daha sonra Grunge gruplarina yol göstericilik edecek olan Sonic Youth'un da ismini anmadan geçmemek gerekir.

Temellerini Neil Young'in "Crazy Horse" albümünden ve bir yandan Velvet Underground bir yandan Black Sabbath gibi birbirinden alakasiz gruplardan alan Grunge, ABD'in en muhalif sehirlerinden isçi yogunluklu Seattle'da palazlanmaktadir. Mudhoney, Mother Love Bone, Dinosaur Jr. gibi gruplarla seksenlerin sonunda baslayan akim, doksanlarin basinda Nirvana'nin "Smells Like Teen Spirit" adli parçasiyla patlamaya dönüsür. Klasik Heavy Metal'in Punk ve Sex Pistols ile 70'lerin ikinci yarisinda yasadigi içeriden gelen büyük saldiridan sonra ikinci büyük saldiri Grunge'dan gelecektir. Ayni Punk gibi seçkincilige karsi olan ve herkesin kolayca çalabilecegi basit melodiler üzerine kurulu bu yeni müzik tarzi Nirvana solisti Kurt Cobain'in depresif lirikleriyle milyonlarca X Kusagi yeniyetmenin marsi haline gelir. Pop/Glam Metal'in sundugu satafatli ortamin onlarin yasamlarinda yeri yoktur. Onlarin gerçegi yasam mücadelesidir ve Nirvana, Soundgarden, Pearl Jam, Alice In Chains gibi gruplar bu gerçegi haykirmaktadir müziklerinde.

Grunge ile birlikte Pop Metal'in merkezi Los Angeles ve Thrash'in dogdugu yer olan San Fransisco'dan Seattle'a kayar Amerikan Heavy Metali. Çok küçük ölçekli SubPop Records'dan yayinlanan Grunge albümlerinin gördügü ilgi büyük plak sirketlerini uyandirir ve 80'lerin ikinci yarisinda Aerosmith üzerine oynadigi kumarla müthis bir basari kazanan Geffen, asil büyük parsayi toplayacagi atilimi yaparak, SubPop'u bünyesine alir.

Nirvana'nin uyanisinin ardindan hemsehrisi gruplar da hizla ünlenirler. Soundgarden, dogru formülle türün önde gelenlerinden olurken, daha karanlik tarziyla Alice In Chains klasik Heavy Metal dinleyicini de kendine çeker. Solist Eddie Vedder'in olaganüstü vokaliyle de dikkat çeken Pearl Jam ise ilk albümü "Ten" ile Nirvana'dan sonra en önemli ikinci grubu olur Grunge akiminin. MTV'nin de olayi kavrayip bu türü pompalamasiyla ne kadar dürüst olduklari tartisilan ve bir bakima yukarida sayilan dört grup sayesinde parsayi toplayan Stone Temple Pilots, Soul Asylum, Saigon Kick, Kyuss, Blind Melon, Big Chief, Candlebox, Moist ve Sponge gibi bir sürü grup peydahlanir. Bu arada "Riott Girls" akimiyla olaya kadinlar da el atacak basta Cobain'in karisi Courtney Love'in grubu Hole olmak üzere, L7, Babes In Toyland gibi gruplar da adlarini duyuracaklardir.

Heavy Metal, Grunge ile birlikte basit ve teknik açidan alt düzeyde bir yöne giderken, tam tersi bir seçkinlik ve karmasiklik gerektiren Progressive Metal'in bayragi da tümü yüksek egitim almis müzisyenlerden kurulu Dream Theater'e geçmistir. Ilk olarak "Images And Words" ile adini duyuran ve müzikte kalite kaygisi olan orta yasi asmis Metal dinleyicilerinin bas taci ettigi Dream Theater, daha sonralari "Awake", "A Change of Seasons" ve "Falling Into Infinity" gibi albümlerle basarili kariyerini sürdürür. Onu Watchtower, Shadow Gallery, Angra gibi gruplar da izleyecektir.

Ayni siralarda iki degisik grup da kendi tarzlarini ortaya koyarak Heavy Metal'e degisik tatlar katmaktadirlar. Oldukça funky bass tarzi ve manik ritmleriyle Primus, son derece ilginç bir gruptur ve her yaniyla kendine özgüdür. Güçlü Heavy tarzi ama isyankar tutumuyla Ugly Kid Joe da doksanlarin ortalarina dogru ABD'den çikmis diger bir önemli müzik grubudur. Biraz Red Hot, biraz Suicidal kokan tarzlari ile ayni dönemde funk metal tarzi ile adindan söz ettiren Extreme ile birlikte dönemin en basarili gruplarindan olurlar.

Doksanlarin ortalarina gelinirken Grunge ilk etkisini kaybetmis ve punkin basina gelen onun da basina gelmistir. Tepki müzigi iyidir de estetikten yoksun bir sekilde sürekli ayni seyleri tekrarlarsan biktirirsin. Kurt Cobain'in intihari da isin tuzu biberi olur ve Nirvana ile baslayan çikis yine Nirvana ile çöküse döner. Seattle çikisli gruplar birer birer sahneden çekilirken, Helmet, Smashing Pumpkins, Offspring ve Green Day gibi yeni gruplar ortaya çikarak PostPunk benzeri bir PostGrunge kusagini olustururlar.

Heavy Metal'i Ne Bekliyor?

Doksanlarin ikinci yarisi Heavy Metal / Punk / Hardcore karisimi gruplarin sahneye hakim olmasina tanik olur. Offspring, Marilyn Manson, Korn, Limp Bizkit, Kid Rock gibi gruplar hem listelerde yükselirler hem de gençlik kesiminde kendilerine saglam bir yer edinirler. Bu yillar Kiss, Black Sabbath, Page/Plant, Quiet Riot gibi eski efsanalerin tekrar birlesmelerine, tura çikmalarina ve dogal olarak derleme albümlere de sahne olur.

Bu arada hala sahnede olanlar da vardir. Iron Maiden 2000'li yillari seksenlerdeki kemik kadrosuna tekrar kavusarak karsilar ve "Brave New World" albümü ile büyük basari kazanir. "Load" ve "Reload" ile Alternatif Metal'e kayan ve eski fanlarindan tepki alan Metallica, yeni düzenlemeler ve senfonik konserlerle adindan söz ettirerek hayranlarini yeni bir çikis konusunda ümitlendirir. Megadeth, 90'lar boyunca kaliteli albümler yayinlamaya devam eder. Pantera doksanlarin basinda "Vulgar Display of Power" ile yakaladigi basariyi 2000'de de "Reinventing The Steel" ile tekrarlar. Bunlarin yaninda daha dipten çalisan Power Metal'de bayragi Almanlarin yeni harikasi Blind Guardian devralmistir. Bu tarzda müzik yapan yeni gruplarin çikmasi ile birlikte klasik Heavy Metal 2000'lerin basinda bir kez daha uyanmaktadir. Son birkaç yildir Ozzy Osburne önderliginde düzenlenen Ozzfest Rock Festivalleri benzeri organizasyonlar büyük ilgi toplamaktadir.

Görünen o ki çiktigi ilk günlerden bu yana oldukça degisen ve onlarca alt türe bölünen Heavy Metal'in daha söyleyecek çok sözü var. Black Sabbath gibi Accept gibi katiksiz gruplari ariyor olsak da Iron Maiden ve Megadeth'in varligi, fantastik eserler veren Power Metal gruplari ve Ozzy ile Dio gibi iki dev solistin hala sahnede olmalari klasik metal takipçilerini umutlandirmaya devam ediyor.

Hiç yorum yok: