Daha Sert, Daha Hizli
Pop Metal'in listelerdeki hakimiyeti sürerken, Motorhead ve Venom gibi
gruplarin takipçileri Heavy Metal'in yumusayarak güncel tarzlara yaklasmasindan
korkmaktadirlar. Neyse ki korkulari uzun sürmez ve karisik riffleri, hirlayan
vokalleri ve çift pedalli gürültülü davuluyla Metallica, imdatlarina yetisir.
Ilk iki albümü "Kil'em All" ve "Ride The Lightning" ile
kendine saglam bir kitle edinen Metallica, üçüncü albümü "Master Of
Puppets" ile tek kelimeyle bir Metal basyapiti yaratarak adini türün
zirvesine yazdirir.
Yine San Fransisco çikisli Exodus ile Avrupa kökenli Mercyful Fate kisa bir
süre sonra Metallica'yi izleyen bir çikis baslatirlarken, üç büyük grup daha
Anthrax, Slayer ve Megadeth Heavy Metal'in yükselen yeni tarzi olan spped/thrash
metalin önülügünü yaparlar. Eski Metallica gitaristi Dave Mustaine'in grubu
Megadeth, sürekli tempo degistiren karisik yapidaki parçalari ile dikkat çeker.
Anthrax ise o siralar zenci müzigine yeni bir soluk getirmis olan rap tarzini
da kullandigi sert ve hizli rifflerden olusan müzigiyle kendi tarzini
gelistirmektedir. Zamaninin en sert grubu olarak Slayer, görselligini satanik
imajlardan alan müzigiyle bir çok Heavy Metal dinleyicisinin favorisi olur.
Özellikle "Angel Of Death" adli parçalari bir klasiktir.
Bu gruplardan daha sonra sahneye giren Suicidal Tendencies punk, alternatif
ve rap tarzi müzikleri Heavy Metal potasinda eriterek Hardcore'un en iyi grubu
olur. Pop Metal'in daha sert söylemini kullanan Pantera ise doksanlarla
birlikte thrash metale kayar. Metallica'nin en saglam takipçilerinden Testament
da seksenlerin sonlariyla doksanlarin baslarinda çikardigi albümlerle önemli
müzikal ve ticari basarilara ulasir. Daha arka planda kalmis ve yer alti
sebekesi tabirini kullanabilecegimiz bir gençlik grubu arasina destek bulan
Overkill, Nuclear Assault, Dark Angelgibi gruplar da thrash tarzini
yaymaktadirlar. Bunlarin yaninda Metal Church, Flotsam & Jetsam, Sacred
Riech, VoiVod gibi gerçekten saglam bir çok grup da popüler akimlara uyum saglayamadiklari
ya da saglamayi reddettikleri için gün isigina çikmadan sesszice yasamlarini
sürdürürler
Thrash Metal bilinen en uç haliyle yeni bir metal tarzinin da aracisi olur:
Death Metal. Venom'un "Welcome to Hell" albümünde ilk örneklerine
rastladigimiz Death Metal, aslinda thrash gruplari olan Celtic Frost, Sodom ve
Kreator'un bazi albümleriyle kimlik kazanir. Hellhammer, Death, Possessed ve
Bathory gibi gruplar da türü sahiplenen isimler olurlar. Bu tür hiç bir zaman
ticari basariyi hedeflemez ve daha ziyade bir mezhep gibi belli çevrelerde
yayilir. Gitarlar olabildigince heavy'dir. Tempo son sürat giden bir
lokomotiften, kaplumbaga hizina düsüp çikmaktadir. Davullar tabii ki çift
pedallidir. Vokaller için yapilacak en uygun tanimlama bögürmek olur.
Death Metal'in Hardcore'a yaklastigi noktada Sepultura, Obituary, Deicide
ve Morbid Angel gibi gruplar yeni tarzin sesi olurlar. Özellikle Sepultura,
Brezilya'dan çikmis ilk uluslararasi Metal grubu olarak önce "Beneath The
Remains" ilebelli bir fan kitlesi yakalar. Artik Heavy Metal'i de ticari
sahneye çeken MTV'nin de destegini alan 1993 albümleri "Chaos A.D."
ise grubun adini tüm dünyaya duyurur. Bu arada Death Metal'in içinde de daha
radikal gruplar ortaya çikmaktadir. Ne söyledikleri ne de çaldiklarindan fazla
bir sey anlasilmayan ve dinlemek için kesinlikle idmanli olunmasi gereken
Napalm Death, Pestilence, Cannibal Corpse gibi gruplar seksenlerin ikinci
yarisi ve doksanlarin basiyla birlikte sahne almislardir.
Death Metal daha radikal yönlere doru giderken köklerini Black Sabbath ve
daha sonralari Slayer'in satanik söylemlerinden alan yeni bir tarz, Death Metal
rifflerini biraz daha melodik hale getirerek ve çiktigi yer alan Kuzey
Avrupa'in havasini da katarak palazlanmaktadir. Gerçek anlamda doksanlarin
basinda ortaya çikan Black Metal, ortaçag engizisyonunu ve buna karsit seytana
tapma ayinlerini konu alan video-kliplerin de destegiyle gelisir. Samael,
Satyricon, Cradle of Filth ve Moonspell bu türe en iyi örneklerdir. Görüntü ve
vokal kesinlikle Death Metal'dir ama müzikal yapi, sert heavy metal tarzinin
içine klasik müzik, Avrupa folk müzigi hatta flamenkoyu bile alacak kadar
genistir. Doksanlarda daha da ilgi toplayacak Black Metal, Tiamat, Therion,
Sentenced, Cemetary, At the Gates, Dark Tranquillity ve In Flames gibi
gruplarla daha da gelisecektir.
Daha hizli ve sert metale yönelen gruplar, Thrash'i Death'e onu da Black
Metal'e döndürürlerken, daha yavas ama yogun bir metal tarzini ortaya
çikarirlar. Death ve Black Metal'in aksine Hristiyan yaklasimlarin üstüne
kurulan müzikleriyle Trouble, Candlemass, Cathedral ve Paradise Lost gibi
gruplar Doom ve Gothic Metal tarzlarinin yaraticilari olurlar.
Orkestral tarzda klavye ve org kullanimi, yer yer death tarzinda ama
çogunlukla opera tarzi vokaller, ortodoks ve katolik inanislarina yer veren
sarki sözleri, tarzin genel özelligidir. Hatta daha da ileri gidilerek Latince
söz yazimi bile uygulanmistir. My Dying Bride ve Anathema bu tarzin yeni
örnekleri olarak 21.yüzyilla bulusurlar.
Metal Yönünü Ariyor
Seksenli yillarin ikinci yarisinda bir yanda Iron Maiden, Judas Priest,
AC/DC gibi gruplarin temsil ettigi Klasik Heavy Metal, diger yanda Metallica,
Megadeth ve Slayer ile kimlik bulan Speed/Thrash Metal, daha uçlarda
Death/Black Metal ile birlikte daha popüler düzeyde de Guns N'Roses, Def
Leppard, Bon Jovi ile çok genis bir yelpazede yasamini sürdüren Heavy Metal,
kendi içinden hiç bir kategoriye sokulamayan gruplar da çikarmaktadir.
80'lerin sert Punk gruplarindan Misfits'in solisti Glenn Danzig, kendi
adini verdigi grubuyla daha da sert ama punk ile metal arasinda kalan bit tarzi
sürdürür. Yer yer melodik, içine biraz da satanik görüntü katmis müzigiyle
Black Sabbath'in Ozzy'li yillarini hatirlatsa da daha sonralari Endüstriyel
Metal olarak anilacak müzik tarzina öncülük eder Danzig. Doksanli yillarda Nine
Inch Nails, Therapy?, Marilyn Manson gibi isimler onun takipçileri
olacaklardir.
Mercyful Fate'in solisti King Diamond da solo albümleriyle oldukça degisik
bir vokal tarzi denemektedir. Bazen bir tenoru bazen de basi andiran sesiyle
oktavlar arasinda gezinerek söyledigi sözlerini karanlik Avrupa mitolojisinden
alan sarkilariyla kendine has bir söylemi, klasik speed metal üstüne oturtmayi
basarmistir.
Bu arada müzik geleneginde Rock tarzinin yeri olmayan Japonya gibi ülkeler
de Heavy Metal gruplari çikarmaya baslamislardir. Akira Takasaki gibi bir gitar
virtüözünün kurdugu Loudness Japon Heavy Metal tarzinin en basarili örnegi
olarak yerini alir. ABD'de de Pop Metal'e katilamayacak ama Heavy Metal'in klasik
özelliklerini kullanarak siradan ama sert bir müzik yapan WASP ve Gwar gibi sov
gruplari seksenlerin ikinci yarisinda ortaya çikarlar.
Seksenli yillarla birlikte ortaligin tonlarca Heavy Metal müzisyeni ile
dolmasi, bazi müzisyenleri kendilerini daha da uç noktalara dogru yetistirmeye
yönlendirir. Örnegin bu kadar çok gitaristin arasindan siyrilmak için kendi
tarzini bulmak, daha hizli akor basmak gitar virtüözlerini dogurur. Eskilerin
grup içinde kaybolan usta gitaristlerine nazaran bu yeni isimler, tek baslarina
anilmakta söz yazilmis eserlerinin yaninda enstrümantel parçalara da agirlikli
olarak yer vermektedirler. Gitar virtüözü denilince akla gelen ilk isimler Joe
Satriani ve onun ögrencisi Steve Vai ile birlikte Yngwie J.Malmsteen'dir.
"Gitaristlerin Gitaristi" olarak da taninan Satriani, "Surfing
With the Alien" ve "The Extremist" ile belli bir sayginligi
yakalarken ünlü gruplarla çalismayi seçen Vai, Frank Zappa, Whitesnake, ve
David Lee Roth gibi isimlerle çalistiktan sonra doksanlarda solo albümler de
yapmistir. Bu ikisinin tersine Malmsteen, temelini klasik müzikten aldigi
tarzini grubu Rising Force ile birlikte kullanmis ve tüm zamanlarin en hizli
gitaristi ünvanini da yakalamistir. Ancak çok fazla albüm yapmasi ve kendini
tekrar eder hale gelmesi ona olan ilgiyi azaltmistir. Bu üç ismin gölgesinde
kalmakla birlikte Richie Kotzen, David Chastain gibi isimler de virtüöz olarak
adlarini duyurmuslardir. Yine bir diger isim Marty Friedman da bir yandan
kendine has solo albümler çikarirken esas ününü Megadeth'in gitaristi olarak
yapmis ve grubun doksanlardaki çikisini saglayan isim olmustur.
Yine bu yillarda thrash ve pop metal arasina sikisan Amerikan Heavy
Metali'nde kendine has tarziyla yeni bir grup ortaya çikmistir. Yine kendine
has bir grup olan Rush'i hatirlatan çikisiyla Queensryche, Hendrix'ten sonra ve
Grunge patlamasindan önce Seattle'dan çikan yegane gruptur. Yetmislerin sonunda
popülaritesini yitiren Progressive Rock'i alip biraz daha sertlestirerek
Progressive Metal haline getiren grup, "The Warning" ve "Rage
For Order" ile hatiri sayilir bir ticari basari da yakalamistir. Ancak
esas basariyi Pink Floyd'un unutulmaz "The Wall"undan esinlenerek
yaptiklari ve Heavy Metal müzigin ilk tema albümü diyebilecegimiz
"Operation: Mindcrime" ile 1 milyonluk satis barajini asip platin
albüm ödülü kazanarak yakalamislar, izleyen albümleri "Empire" ile de
bu basariyi tekrarlayarak unutulmazlar arasina katilmislardir.
Queensryche'in basarisindan feyz alan yasli Rush da doksanlarin basinda
daha sertlestirdigi müzigiyle Heavy Metal klasmanina dahil olmustur. Onlari
izleyen Crimson Glory ve King's X gibi gruplar da melodik vokal ve heavy
rifflerle bu tarzi sürdürmüslerdir. Bir çok Power Metal grubuna evsahipligi
yapan Florida'dan çikan Savatage ve Almanya'nin Scorpions ve Accept sonrasi
temsilcileri olan Helloween ve Running Wild da Progressive Metal tarzindan
etkilenerek Power Metal'e su anki kimligini kazandirmislardir.
Alternatif Metal
Queensryche, Fates Warning ve Rush gibi gruplarla Heavy Metal'in içine
entelektüel sözler ve bilim kurgu dahil olurken doksanlarin basinda kurulan
genç gruplar da hardcore olarak bilinen heavy metal ile punk rock'in evliligi
üzerine kafa yormaktadirlar. Suicidal Tendencies'in sert söylemiyle belli bir
yöne dogru giden Hardcore, seksenli yillarin siki grubu Dead Kennedys ve her
seye karsi liderleri Jello Biafra'dan etkilenen genç kusak Rage Against The
Machine, D.R.I., Corrosion of Conformity, Fugazi, Biohazard gibi anarsist
temelli gruplar kurarlar. Eski Anthrax ve Nuclear Assault üyelerinden olusan
S.O.D., o yillarda en çok duyulan Metalcore grubu olur.
Teknolojiye daha çok yönelen baska bir kesim ise Endüstriyel Metal tarzini
gelistirirler. Ilk defa Danzig ile görüldügünü söyledigimiz techno davul ve
gitarlar ABD'de Nine Inch Nails, Britanya'da Therapy? ile kullanilmaya devam
ederken, türün en iddiali albümü Al Jourgensen'in grubu Ministry ile gelir:
"Psalm 69". "New World Order", "Jesus Built My
Hotrod" ve "Just One Fix" gibi buram buram protesto kokan
sarkilarla dolu albüm tartismasiz en iyi Endüstriyel Metal albümü olur. Bu
arada Nine Inch Nails'in beyni Trent Reznor, çesitli müzik organizasyonlarina
fikir mimarligi etmektedir. "Lollapalooza" Alternatif Müzik
festivalleri serisi bir çok grubun katilimiyla yeni Heavy Metal tarzinin sesini
duyuran bir hareket olur.
Yine degisik tarzlar deneyen ve jazz'dan blues'a rap'ten funk'a
hardcore'dan zenci müzigine bir çok türü Heavy Metal'e sokan Living Colour,
Jane's Addiction ve Faith No More gibi gruplar yeni bir Alternatif Metal
dalgasini baslatmislardir. Los Angeles kökenli Red Hot Chili Peppers'i da bu
gruba dahil etmek gerekir. Perry Farrel'in kisilginde oldukça degisik konulara
ve müzikal tarzlara el atan Jane's Addiction, üç albümle efsane olur. Aradigi
basariyi ikinci solistleri Mike Patton ile bulan ve "The Real Thing",
"Angel Dust" gibi iki süper albümle adini tüm dünyaya duyuran Faith
No More, gruba stilini veren gitarist Jim Martin'in ayrilmasiyla doksanlarin
basinda düsüse geçse de adini unutulmazlar arasina sokmustur. Bu gruplar
disinda seksenlerin basinda kurulan ve daha sonra Grunge gruplarina yol
göstericilik edecek olan Sonic Youth'un da ismini anmadan geçmemek gerekir.
Temellerini Neil Young'in "Crazy Horse" albümünden ve bir yandan
Velvet Underground bir yandan Black Sabbath gibi birbirinden alakasiz
gruplardan alan Grunge, ABD'in en muhalif sehirlerinden isçi yogunluklu
Seattle'da palazlanmaktadir. Mudhoney, Mother Love Bone, Dinosaur Jr. gibi
gruplarla seksenlerin sonunda baslayan akim, doksanlarin basinda Nirvana'nin
"Smells Like Teen Spirit" adli parçasiyla patlamaya dönüsür. Klasik
Heavy Metal'in Punk ve Sex Pistols ile 70'lerin ikinci yarisinda yasadigi
içeriden gelen büyük saldiridan sonra ikinci büyük saldiri Grunge'dan
gelecektir. Ayni Punk gibi seçkincilige karsi olan ve herkesin kolayca
çalabilecegi basit melodiler üzerine kurulu bu yeni müzik tarzi Nirvana solisti
Kurt Cobain'in depresif lirikleriyle milyonlarca X Kusagi yeniyetmenin marsi
haline gelir. Pop/Glam Metal'in sundugu satafatli ortamin onlarin yasamlarinda
yeri yoktur. Onlarin gerçegi yasam mücadelesidir ve Nirvana, Soundgarden, Pearl
Jam, Alice In Chains gibi gruplar bu gerçegi haykirmaktadir müziklerinde.
Grunge ile birlikte Pop Metal'in merkezi Los Angeles ve Thrash'in dogdugu
yer olan San Fransisco'dan Seattle'a kayar Amerikan Heavy Metali. Çok küçük
ölçekli SubPop Records'dan yayinlanan Grunge albümlerinin gördügü ilgi büyük
plak sirketlerini uyandirir ve 80'lerin ikinci yarisinda Aerosmith üzerine
oynadigi kumarla müthis bir basari kazanan Geffen, asil büyük parsayi
toplayacagi atilimi yaparak, SubPop'u bünyesine alir.
Nirvana'nin uyanisinin ardindan hemsehrisi gruplar da hizla ünlenirler.
Soundgarden, dogru formülle türün önde gelenlerinden olurken, daha karanlik
tarziyla Alice In Chains klasik Heavy Metal dinleyicini de kendine çeker.
Solist Eddie Vedder'in olaganüstü vokaliyle de dikkat çeken Pearl Jam ise ilk
albümü "Ten" ile Nirvana'dan sonra en önemli ikinci grubu olur Grunge
akiminin. MTV'nin de olayi kavrayip bu türü pompalamasiyla ne kadar dürüst
olduklari tartisilan ve bir bakima yukarida sayilan dört grup sayesinde parsayi
toplayan Stone Temple Pilots, Soul Asylum, Saigon Kick, Kyuss, Blind Melon, Big
Chief, Candlebox, Moist ve Sponge gibi bir sürü grup peydahlanir. Bu arada "Riott
Girls" akimiyla olaya kadinlar da el atacak basta Cobain'in karisi
Courtney Love'in grubu Hole olmak üzere, L7, Babes In Toyland gibi gruplar da
adlarini duyuracaklardir.
Heavy Metal, Grunge ile birlikte basit ve teknik açidan alt düzeyde bir
yöne giderken, tam tersi bir seçkinlik ve karmasiklik gerektiren Progressive
Metal'in bayragi da tümü yüksek egitim almis müzisyenlerden kurulu Dream
Theater'e geçmistir. Ilk olarak "Images And Words" ile adini duyuran
ve müzikte kalite kaygisi olan orta yasi asmis Metal dinleyicilerinin bas taci
ettigi Dream Theater, daha sonralari "Awake", "A Change of
Seasons" ve "Falling Into Infinity" gibi albümlerle basarili
kariyerini sürdürür. Onu Watchtower, Shadow Gallery, Angra gibi gruplar da
izleyecektir.
Ayni siralarda iki degisik grup da kendi tarzlarini ortaya koyarak Heavy
Metal'e degisik tatlar katmaktadirlar. Oldukça funky bass tarzi ve manik
ritmleriyle Primus, son derece ilginç bir gruptur ve her yaniyla kendine
özgüdür. Güçlü Heavy tarzi ama isyankar tutumuyla Ugly Kid Joe da doksanlarin
ortalarina dogru ABD'den çikmis diger bir önemli müzik grubudur. Biraz Red Hot,
biraz Suicidal kokan tarzlari ile ayni dönemde funk metal tarzi ile adindan söz
ettiren Extreme ile birlikte dönemin en basarili gruplarindan olurlar.
Doksanlarin ortalarina gelinirken Grunge ilk etkisini kaybetmis ve punkin
basina gelen onun da basina gelmistir. Tepki müzigi iyidir de estetikten yoksun
bir sekilde sürekli ayni seyleri tekrarlarsan biktirirsin. Kurt Cobain'in
intihari da isin tuzu biberi olur ve Nirvana ile baslayan çikis yine Nirvana
ile çöküse döner. Seattle çikisli gruplar birer birer sahneden çekilirken,
Helmet, Smashing Pumpkins, Offspring ve Green Day gibi yeni gruplar ortaya
çikarak PostPunk benzeri bir PostGrunge kusagini olustururlar.
Heavy Metal'i Ne
Bekliyor?
Doksanlarin ikinci yarisi Heavy Metal / Punk / Hardcore karisimi gruplarin
sahneye hakim olmasina tanik olur. Offspring, Marilyn Manson, Korn, Limp
Bizkit, Kid Rock gibi gruplar hem listelerde yükselirler hem de gençlik
kesiminde kendilerine saglam bir yer edinirler. Bu yillar Kiss, Black Sabbath,
Page/Plant, Quiet Riot gibi eski efsanalerin tekrar birlesmelerine, tura
çikmalarina ve dogal olarak derleme albümlere de sahne olur.
Bu arada hala sahnede olanlar da vardir. Iron Maiden 2000'li yillari
seksenlerdeki kemik kadrosuna tekrar kavusarak karsilar ve "Brave New
World" albümü ile büyük basari kazanir. "Load" ve
"Reload" ile Alternatif Metal'e kayan ve eski fanlarindan tepki alan
Metallica, yeni düzenlemeler ve senfonik konserlerle adindan söz ettirerek
hayranlarini yeni bir çikis konusunda ümitlendirir. Megadeth, 90'lar boyunca
kaliteli albümler yayinlamaya devam eder. Pantera doksanlarin basinda
"Vulgar Display of Power" ile yakaladigi basariyi 2000'de de
"Reinventing The Steel" ile tekrarlar. Bunlarin yaninda daha dipten
çalisan Power Metal'de bayragi Almanlarin yeni harikasi Blind Guardian
devralmistir. Bu tarzda müzik yapan yeni gruplarin çikmasi ile birlikte klasik
Heavy Metal 2000'lerin basinda bir kez daha uyanmaktadir. Son birkaç yildir
Ozzy Osburne önderliginde düzenlenen Ozzfest Rock Festivalleri benzeri
organizasyonlar büyük ilgi toplamaktadir.
Görünen o ki çiktigi ilk günlerden bu yana oldukça degisen ve onlarca alt
türe bölünen Heavy Metal'in daha söyleyecek çok sözü var. Black Sabbath gibi
Accept gibi katiksiz gruplari ariyor olsak da Iron Maiden ve Megadeth'in
varligi, fantastik eserler veren Power Metal gruplari ve Ozzy ile Dio gibi iki
dev solistin hala sahnede olmalari klasik metal takipçilerini umutlandirmaya
devam ediyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder